Ünü Türkiye''yi aşmış, Balkanlar''a ve Avrupa''ya ulaşmış değerli bir soprcumuzun Sidney Olimpiyatları ile ilgili açıklamalarından sonra, başlıktaki bu "atasözü"müzün giderek değişmekte olduğunu farkettik!..
Yirmi altın madalya bekleyen Türk kafilesinin, üç altın ve bir bronz olmak üzere, toplam dört madalya ile ülkemize dönüşü, gerçek bir hayal kırıklığı yaşattı...
Spor Bakanı''nın da başında olduğu kafilemizin "bozgun"a uğramasını örtbas edebilmek için; bir güreşçimizin "mayo"su gündeme getirilerek "skandal" örtbas edilmek istenmektedir.
Tıpkı çuvalla para kaçıranların, bankaları "soyup soğan"a çevirenlerin, görmezden gelinerek türban tartışmalarının "gündem"in ilk sırasına taşınması gibi...
Kamulaştırılan beş bankadan devletimizin toplam kaybı 8 milyar dolarlarla ifade edilirken; "IMF"nin plânladığı kredi miktarları 4 milyar dolarlarda kalmaktadır.
Dikkat edilirse; hükümranlık haklarımızı bile ortaya koyarak "alma"ya çalıştığımız kredi miktarı, "çalma"ya çalışılanın yarısı bile değildir!..
Demek ki, Türkiye''de değişen bir şey yok. "Bal tutan, parmağını yalıyor."
Olan da yine garip, yoksul ve fakir vatandaşlara oluyor...
Dönelim asıl konumuz olan Sidney Olimpiyatlarına!
Türk sporunu sadece "futbol" olarak görenlerin ve "spor"u bir ikbal aracı olarak kullananların gelebileceği nokta ancak bu olabilirdi.
Şimdi biz Türk sporunu tartışmak yerine şampiyonların mayosu ve işaretleri ile uğraşarak gündemi "sulan"dırmaktayız.
Bir Süleymanoğlu skandalı var. "Sıfır" çeken bu şampiyonu podyuma kimler sürdü? Spor bir kumar mıdır? Yoksa Süleymanoğlu "doping" kontrolünden kaçışı "sıfır" çekmekte mi buldu?
Bütün bu konular "A"dan, "Z"ye incelenmeli ve rapor halinde Türk kamuoyuna açıklanmalıdır. Şu andaki moda tabirle "ekran"larda açıklama yapılarak, bu "skandal" geçiştirilmemeli, "bozgun"un gerçek sebeplerine inilmelidir.
Geçen haftanın bir başka spor ayıbı da Avrupa''da yaşandı. Türk sporunun yetiştirebildiği ender isimlerden Fatih Terim ve Orhan Erdemir arasındaki tartışmalar hepimizi üzdü...
Bir teknik adam ve bir hakem binlerce "göz" önünde; yaşlarına, seviyelerine ve statülerine hiç yakışmayan davranışlarla bizleri küçük düşürdüler!
Orhan Erdemir maruz kaldığı psikolojik baskılar sebebiyle; "UEFA" kupası maçında Fatih Terim''in, çalıştırdığı Fiorentina takımının bir penaltısını vermiyor... Olur ya herkes hata yapar. Bu hata dünyanın sonu değil ki!
Karşılıklı "küfür"leşmeler ve Türk teknik adamın, Türk hakem tarafından sahadan kovulması...
Bütün bu olanları gördükten sonra "Bir Türk dünyaya bedel" atasözümüzü hatırlıyoruz. Evet "doğru" ancak Türk "bir" olduğu sürece...
Yoksa Türk "iki" olunca, kavga, nîza ve tartışma kaçınılmazdır. Acaba "İki Türk de kavga eder" diye bu atasözümüze bir ilâve yapıldı da bizim haberimiz mi olmadı?

