Anayasal bir kurum olarak cumhurbaşkanlığı makamının çok zamansız bir tartışmaya konu edilmesi hiç hoş olmamıştır.
Her vesile ile müesses nizamın tartışılarak törpülenmesi, bazı çevreleri mutlu etse bile geleceğimiz açısından hiçbir fayda sağlamaz.
Konuları şahıslara indirgediğimizde çok duygusal olduğumuz bir gerçek. Ne var ki müesseseler ve kutsal devlet olarak incelediğimiz meselelerde de katı, acımasız hatta fanatik olduğumuz da inkâr edilemez.
Meseleye Anayasa ve mevcut mevzuat açısından baktığımızda bütün bu tartışmaların hukuki temellerden yoksun olduğu ortadadır. (Anayasa 1982/Madde 101)
Yine benzer şekilde bu konuyu sadece bir Demirel çerçevesinde ele alıp inceleyecek olursak; bu takdirde de çok çeşitli zorlamalara girmemiz kaçınılmazdır.
Türkiye''de hukuk ve teamül tam oturmadığından birçok meselemiz tartışma konusu olmakta, yok yere zaman ve efor israf edilmektedir.
Şahıslara bağlı ve kişilerle kaim olan hiçbir şey kurumlaşamaz. Kurumlaşma olmadan da çağdaşlaşmak mümkün değildir.
Teorik olarak Çankaya her Türk vatandaşının hakkı bulunduğu bir kurumdur. Ancak Anayasa ve kanunların vazettiği bazı tehditler ve gereklilikler sebebiyle uygulama teoriden farklı olmaktadır.
Cumhurbaşkanı Devletin başı olmakla birlikte, Meclis tarafından seçilmesi karara bağlanmış ve bu tarzda uygulanagelmiş bir teamül oluşmuştur.
Şimdi mevcut hukukî mevzuat ve teamül dışına çekilmeye çalışılan bu yüce makama iyilik edilmesi düşüncesi sadece yanlış değil, ayrıca rejime karşı bir zaaf göstergesidir.
''Eğer ve şayet''le#le başlayacak cümlelerin ardı ve arkası kesilmez. Hatta bu konu uzayarak çözümsüzlük ve kaos''a dönüşür. İçinde bulunduğumuz kritik dönemde sadece Meclis''in değil, medya ve hatta vatandaşlarımızın bile böyle bir tartışmayı başlatma lüksü yoktur ve olamaz.
"Herkesin herşeyi gönlünden geçirmesi kadar tabii ne olabilir?" Burası doğrudur ancak ''hukuk''un bağlayıcılığı ve devletin devamlılığı düşünüldüğünde gönüllerdeki ütopizmin bize fayda yerine zarar verebileceği de bilinmelidir.
Cumhurbaşkanı olabilmek için seçme ve seçilme haklarına sahip olmak yetmez. Ayrıca ilave özellikler ve izlenmesi gereken hukukî prosedür mevcuttur. Bu hukuki prosedürün de mevcut haliyle muhafazası iktiza eder. Aksi halde hiç de uygun olmayacak yeni yolların denenmesine ihtiyaç doğabilecektir.
Her yeni ihtiyacın kendisine göre fayda ve mahzurları düşünüldüğünde çözümsüzlüğe davetiye çıkartılmış olacaktır.
Kırk yaşını doldurmuş olmak ve yükseköğrenim yapmış olmak nasıl ''nitelik'' ise; daha önce Cumhurbaşkanlığı yapmış olmamak da bir ''nitelik''tir.
Dikkat edilirse Cumhurbaşkanlığı müessesesi Anayasa''nın ikinci bölümünde yeralan ''yürütme'' görevleri arasında mütâlaa edilmektedir. Diğer bir ifade ile Anayasa, Cumhurbaşkanlığı''nı ''yasama''dan ayrı tutmuştur.
Bu arada Anayasa''nın uygulanmasından direkt olarak sorumlu tutulan bir Cumhurbaşkanı''nın; ''yasama'' ile ilgili görev ve yetkileri çok hassas bir şekilde Anayasa''nın 104''üncü maddesinde yer almıştır.
Özetle çerçevesini çizmeye çalıştığımız ''cumhur''un ''başı'' konusu; arzu istek ve reflekslerimize terkedilmiş bir konu değildir. Öyleyse bu hassas konuyu ısıtıp, ısıtıp gündeme getirmenin de manası yoktur.
Konu hakkında görüş belirtmek isteyenlerin en azından Anayasamızın ikinci bölümünde yer alan ve ''101''inci maddeden başlayan ''yürütme'' kısmını gerekçeleri ile birlikte okumalarını tavsiye ederiz. (Bkz. Kuzu, Burhan. ''Türk Anayasa metinleri ve ilgili mevzuat. Filiz Kitabevi İst. 1985.)
Başkanlık veya yarı başkanlık sistemi ile ilgili görüşlerimizi de ileride açıklamak isteriz. Çünkü bu konu uzayacağa benziyor...

