Medeniyetlerin kesişme noktası olarak bilinen Akdeniz ve özellikle Ortadoğu ile temas noktası sayılabilecek Doğu Akdeniz çağlar boyu ülke ve toplumların ilgi alanı olmuştur. Doğu Akdeniz; Mısır, Yunan, Asur, Arap, Fars ve Türk medeniyetlerinin birarada yaşanabildiği bir mükemmel coğrafya... Yahudilik, Hıristiyanlık ve Müslümanlığın ergime kazanı olarak da tanımlanan bu bölgenin stratejik önemi giderek artmaktadır.
1970''li yıllarda ortaya çıkan Arap-İsrail çatışması bölgeyi daha da önemli hale getirmiştir. Gerçi bu çatışma son bulmamıştır. Ancak eski sıcaklık ve yoğunluğu da muhafaza etmediği açıktır. Gelişen ve/veya geliştirilen Türkiye-İsrail ilişkileri sebebiyle Doğu Akdeniz yine gündemde. Ancak bu defa ortaya konan politikalar daha açık ve anlaşılır durumda. Meseleye ABD görüşleri ağırlığında yaklaşıldığında görüş ayrılıkları asgariye inmektedir. Uzun yıllar Seyfi Taşhan başkanlığındaki "Dış Politika Enstitüsü"nün yürüttüğü Doğu Akdeniz çalışmaları şimdi el değiştirmekte, yerini "Arı Hareketi"ne terketmektedir. Yeni bir kadro, genç bir görüş ve taze bir kan sayılabilecek bu tür gayretler, özellikle Türk dış politikalarına manevra alanları doğurması açısından önemlidir. Doğu Akdeniz Güvenlik ve İşbirliği Konferansı''nın ikinci gününde de ilginç ve yeni sayılabilecek fikirler gündemdeydi. Ancak ABD ve İsrailli konuşmacıların liderliğinde süren bu konferansın bölgeye katkılarını zaman gösterecektir.
Askeri, ekonomik, sosyal ve kültürel alanları da içine alan "güvenlik" konusu, kısa dönemlerde meyvesi alınacak bir çalışma olarak görülmemelidir. Bu tür altyapı çalışmalarının katkıları ile "karar beyinleri"nin yönlendirilmesi de mümkün olacaktır.
Güneydoğu Avrupa, Kuzey Afrika ve Ortadoğu''yu kapsayan bu bölgedeki iki önemli konu gündemi belirlemektedir. Petrol ve su kaynakları bölgeyi daha da karmaşık hale getirmektedir. Petrol gündeme geldiğinde, zihinler ister istemez Kafkaslar''a kaymakta, böylece Doğu Akdeniz Hinterlandı genişlemektedir. Sisteme her ilave yeni problemler getirmekte, çözümler giderek zorlaşmaktadır. Değerli fikirlerin tartışıldığı bu uluslararası toplantıda Alan Makovsky, Richard Perle, Cem Duna, Herold Rhode ve John Sitilides ilginç fikirleri ile ilgi odağı oldular. Bu arada Gündüz Aktan''ın terör konusundaki açıklamaları, gündem açısından ve takdim yönüyle gerçekten seviyeliydi...
Bu arada "İslâm radikalizmi ve etnik milliyetçilik" konusundaki takdimi ile Dr. Nilüfer Narlı; hepimizi şaşırttı! Bilimsel bir çalışmadan çok, itham edici bir "istihbarat raporu"na benzer takdimi konuşmacıların reaksiyonu ile karşılaştı. İşin gerçeği Türkiye''nin bu tür açıklamalar yapan dostları varken, ayrıca düşmana ihtiyacı olmayacaktır.
Dr. Narlı dışında meseleye ideolojik gözlükle hiç bakan olmadı diyebiliriz. Aslında en radikal olması gereken İsrailli konuşmacıların bile çok yönlü düşündüğü bu toplantıda dikkate değer olaylardan biri bu istihbarat raporu oldu denilebilir... Bilim ve ideolojinin birlikte yürümeyeceğinin göstergesi olan bu tür tek yönlü takdimlerin, kimseye yarar getirmediği bir defa daha görülmüş oldu.
1956 Varto doğumlu olan Dr. Nilüfer Narlı''nın; Ford Vakfı, Eisenhower Vakfı ve USIA burslarından istifade etmiş olması da dikkatlerden kaçmadı. Entelektüel düzey ve çalışmalar açısından bakıldığında "yerli malı kullanmalı" anlayışımıza rağmen, yabancıların üstünlüğü ortadaydı. Belki de bu üstünlük sebebiyle fikir üretme ve politika geliştirmede yaya kalmaktayız.

