Kaydet
a- | +A

Türkiye''nin gündemi deniz gibi... Değişken mi değişken. Tek bir konuyu ele alıp, enine boyuna konuşup tartışmamız hiç mümkün olmuyor.

Daha "IMF" müfettişi Cottarelli''nin "ince ayar"ına temas edemeden, şampiyon Galatasaray''ın imajını mahalle takımına indirgediği bir müsabaka yaşadık. Evet galibiyet sevindirici ama seviye de önemlidir. Hedefe varmada her aracı "mübah" görmek mümkünse de; spora ve sporcuya yakışmıyor!..

Hele Hagi gibi bir dünya markasının şımarıklığına ne demeli? Tavan yapmış bir spor kulübünü "dip"e çekmenin kime ne yararı olacaktır. İmaj ve itibarın bu şekilde mirasyedi gibi harcanmasına müsaade edilmemelidir.

Derken bir de baktık siyasi yasaklı Erbakan hakkındaki karar ortalığı velveleye verdi...

"Düşenin dostu olmaz!" derler ya, o hesap. Tam İnsan Hakları Koordinasyon Kurulu''nun toplandığı günde; yeni bir hak ihlâli ile karşı karşıya kaldık!

Mesele "hukuk"u ilgilendirmekle beraber, hukukun insanlar için varolduğu gözardı edilemez. Ortada mahkemenin verdiği bir karar var. Bu karar da kesinleşerek "mahkûmiyet"e dönüşmüştür.

Buraya kadar "kanunun kestiği parmak acımaz" diyerek hemen herkes sonucu kabullenmiştir. Hâl böyle iken, "infaz" konusunda başlatılan tartışmaların iyiniyetle bağdaştırılması zordur.

Bilgiler, belgeler ve deliller ortada iken "duyum"larla hareket edilerek "doyum"a ulaşılması, hukukî ceza üstü bir uygulamadır. İnsan hakları ile bağdaşıp, bağdaşmadığı sürekli tartışılacak olan bu uygulama hiç kimseye yarar sağlamayacaktır.

Türkiye içeride ve dışarıda zor günler yaşıyor. Bir taraftan Kıbrıs cenahında mücadele verilirken, diğer taraftan da Avrupa Birliği münasebetlerimiz sürüyor... Bunlar yetmezmiş gibi yarın da yazımızda temas edeceğimiz "IMF" ayarı ile Başbakanlık düzeyinde savaş veriyoruz.

Şimdi karşımıza basit bir "infaz" konusunun uluslararası arenaya sürülmesinin gereği var mıdır? Biliyoruz bazı ideolojik körler bu konuyu lehte ve aleyhte istismar edecektir. Peki buna ne gerek vardı?

Vatandaşlara kanunen verilen "tehir" talep hakkını yok saymak; hem hukuken hem de ahlâken uygun değildir.

Türk töre ve teamülünde "son arzu" sorulması bir nezaket ve inceliktir. Kaldı ki kanun da bunu amirdir.

Zanlının, sanığın ve mahkumun lehine olan hususları işleme koymak devletin âlicenaplığıdır. Bunun aksi davranışlar, uydur kaydır kararlar ve hile-i şer''iye ile orta şark usulü kaçamaklar, hoş karşılanmamaktadır.

Kanunen dört ay süreyi aşmayacak olan infaz tehir talepleri karşılanırken, bu tehir talebi "yok" kabul edilemez!

Dahası ölüm cezası almış "PKK lideri Öcveren"in hiçbir talebi olmamasına rağmen aylardır infaz edilmeyen kesinleşmiş cezası ne olacaktır? İmralı''daki savcının resen "infaz" talebi ve icrası mümkün müdür!..

Çok şükür ki, "Görüldüğü yerde tutulması" istenen eski bir Başbakan''ın; "Görüldüğü yerde vurulması" istenmemiş.

Gülmeyiniz, biz idam edilen Başbakan ve Bakanlar da gördük!

Encamımız hayrola!..