Kaçıncı hükümeti kurduğumuz hiç önemli değil. Ancak yetmiş beş yıllık cumhuriyet dönemimizde elliyedinci hükümet iş başında...
İster sağ, ister sol ve isterse azınlık hükümetleri olsun "IMF"den yakasını kurtarabilen bir tek iktidarımız bile olamamıştır.
Cumhuriyet hükümetleri, özellikle de 1970 sonrasındaki iktidarların güvenoyu sonrası ilk gündem maddesi "IMF Görüşmeleri" olmuştur. Şimdiye kadar bunun aksi bir durumu yaşamamız mümkün olmadı.
Dün güvenoyu alan Ecevit hükümeti, bugün "IMF" karşısında diz çökmek ve dersini ezberlemek zorundadır.
İç kamuoyuna dönük popülist politikalar ve hamasi beyanlar bir tarafa bırakılarak, "IMF"in tezgahından geçmek bütün hükümetlerin "tek yön"lü çıkmaz sokağıdır.
Elin oğlu Türk seçmeni değil ki; "Ağzına bir parmak bal çalıp", gönderesin. Adamlar sanki kapitülasyon heyeti gibi... İğneden ipliğe teftiş etmedik alan, sorgulamadık bakan bırakmıyorlar!..
Yapısal reformlar ve antienflasyonist politikalar konusunda sigaya çekilecek olan, hükümet üyelerinin tavrını cidden merak ediyoruz! "MHP" için hava hoş. "Ben sandıktan yeni çıktım" der ve sıyırır.
Peki "DSP ve ANAP"ın mazereti var mı? İşçiyi, köylüyü, memuru, emekliyi velhasıl bütün dar gelirli zümreleri açlığa mahkum edenler, şimdi nasıl hesap vereceklerdir?
Hoş sözün gelişi bir tabir bu... Nasıl olsa fatura yine vatandaşlara ciro edilecek, parmak kalınlığındaki purolarını dolgun dudaklarına sıkıştıranlar, keyf çatmaya devam edeceklerdir.
Sermayeyi, müteşebbisi, işgücünü ve gelecek ümidini reddeden, dışlayan, hor gören hükümetlerin mali politikaları hali hazır durumdan daha iyi olamaz.
Tek misal olarak vergi kanununu ele almak yeterli olacaktır sanırım. Büyük bir tafra ile, adeta silah zoruyla meclisten geçen tasarının sonuçları ortada.
"IMF" görüşmelerinin ilk raundundan ortaya çıkacak neticeler hakkında şimdiden yorum yapmak erken. Ancak bugüne kadar yaşadıklarımız çerçevesinde iyimser olabilmek de hayal görünüyor...
Türkiye''ye kredi notu verecek olan "IMF" yetkililerinin mali destek konusunda pek istekli olmadıkları anlaşılmaktadır. Öyle ya bugüne kadar verilen sözlerin hangisi gerçekleşti ki?
Politik, usta ve ince bir üslup kullanan "IMF" yetkililerinin ağzından çıkanlar değil, yazılı raporlara dökülen değerlendirmeler önem taşımaktadır. Bu bakımdan peşinen ümitli olmayı gerektirecek bir ışık görülmemektedir.
Daha önceki hükümet döneminde "IMF" görüşmelerini yürüten Türk heyeti yetkililerinin "Pehlivan Tefrikaları"nı andıran açıklamalarının sonu hep hüsranla noktalanmıştı. Umarız bu defa da hüsran yaşanmaz.
Hazır her şeyi özelleştirdiğimiz bu dönemde Maliye Bakanlığı''nı da "IMF"ye vererek bu yükten kurtulma imkânı bulmuşken bu fırsatı değerlendirelim.
Malum ya "Emaneti ehline vermek gerek!"

