Kaydet
a- | +A

İnsanlar kimin, ne zaman, kime lâzım olabileceğini önceden kestiremiyor. Kim derdi ki yılların devrimcisi Ecevit ile, yine yılların ülkücüsü Bahçeli, Demokrat Demirel''in gözetiminde koalisyon ortağı olarak ülkeyi yönetecek?

İnsanın rüyasında görüp de, hayra yoramayacağı böyle bir durumu yaşaması ne anlama gelir? Şayet ruh sağlığı yerinde, işleri tıkırında ve tuzu da kuru biri ise korkacak bir durum yok demektir.

Yok, bunun aksine; biraz evhamlı, biraz işleri bozuk ise ve geçim sıkıntısı da çekiyorsa; o zaman hali duman demektir...

Dikkat ederseniz mevcut koalisyon ortakları; fakir fukara edebiyatı yaparak, milli ve manevi değerleri merkeze alan, propaganda ve taahhütlerle iktidar oldular.

İcraat konusuna gelince çok ayrı bir yol izlendiği hayretle görülmektedir. Hükümetin seçim öncesi vaatleriyle, seçim sonrası icraatlarını yanyana getirebilmek bile mümkün değildir.

Hele PKK ve terör konusundaki zaafiyetleri sadece kendilerini değil, topyekun ülke ve milletimizi sıkıntıya sokmaktadır.

Avrupa Birliği''ne girme teşebbüslerinin yoğunlaştığı ve Türkiye''ye adaylık statüsünün bağışlandığı bu dönemde; aklımıza türlü çeşit cinlikler gelmiyor değil!..

Bize kalırsa bu adaylık statüsü sadece Öcveren''i idamdan kurtarmaya dönük bir manevra. Hükümetin bunca kamuoyu baskısı ve mevcut yasalara rağmen cezayı infazı düşünmemesi bunu göstermektedir.

Allah selâmet versin şimdilerde Singapur''da dinlendiğini öğrendiğimiz Evren Paşamız; "bu adamları asmayıp, besleyelim mi?" derken; demek ki bir bildiği varmış. Öyle ya tam onaltı yıl önce bu olacakları sezmiş gibi dört dörtlük bir soru sormuş...

Bir parti liderimiz de, kendi kabine arkadaşı Hasan Celâl Güzel''in kodese tıkılmasını görmezden gelerek"Kürde-Türke" özgürlük çığlıkları atıyor. Olur da devran döner devir de değişirse kendisini garantiye alıyor.

Yahu aynı kabinede senelerce görev yaptığın arkadaşın şimdi cezaevinde. Bu işin şakası yok adam hapiste yatıyor; sen kurda kuşa özgürlük diyerek tabiri caiz ise maval okuyorsun.

Ortada hazır savunulacak, objektif bir durum varken, sen muhal mevhumlar ve şahıslara ağıt yakıyorsun.

Bir şey söyleyeceklerinde mevhum-u muhalifinden hareket ederlerse "tarafsız" olacaklar ya!.. Nerede ipe sapa gelmez, birbiriyle telif edilemez konu varsa, peşpeşe dizip, veryansın ediyorlar...

Bunun adı da tarafsız siyaset oluyor.

Herkesin gözünün önünde ihlâl edilen bunca kanuni hak, tahdit edilen bunca özgürlük dururken, bu söylenenlerin samimi dilekler olmadığı gün gibi aşikâr. "Lâf ola, beri gele!.." derler ya işte aynı durum.

Gerek hükümet ve gerekse Parlamento''daki siyasi partiler, artık açık ve samimi olmak zorundadırlar. Demek istediklerini gayet açık, büyük harflerle ve altını çizerek söylemelidirler.

Sessiz film ve işaret oyunlarıyla bu ülke ve bu millet daha fazla aldatılamaz! Hele Hürriyet, hak, adalet, müsavat gibi ikiyüz yıldır duyduğumuz içi boş ve kof kelimelerden hiç kimse medet ummasın!..

Birçok ince hesaplar arasında kendilerine çıkış yolu ve iktidar arayanlara sesleniyoruz! Siz, siz olun; kendi öz değerlerinizden, verdiğiniz sözlerden ve milli taleplerden saparak taviz vermeyiniz!..