Kaydet
a- | +A

İkinci Bin''in ilk "ÖSS" sınavı yarın yapılıyor. İki milyona yaklaşan öğrenci ve beş milyonu aşkın veli diken üzerinde...

Dünyanın en geri ülkelerinde bile rastlanmayan bu tür bir eziyeti, böyle bir kumarı ve bilim dışı davranışı bize reva görenler utansın.

Teorik olarak sınava giren her öğrencinin bu sınavı kazanma "şansı" var!

Bu şansın ihtimalle ifadesi bile mümkün değildir.

"Toto"da, "Loto"da ve hatta "Altılı"da bile tutturabilme şansı; "ÖSS"den çok fazla...

Böyle bir sınav ve böyle bir sistem olur mu? Olmaz tabii. Olmaz da siz gelin de yetkilileri buna inandırın.

Bu sınav sonrasında yüzlerce ocak sönecek, binlerce fidan kırılıp atılacak.

Bir ömrün, bir istikbalin üç saatlik bir sınavla şekillenmesi akıl işi midir?

En basit bir müsabakada bile yarışanlara üç hak tanındığı düşünülürse işin yanlışlığı daha kolay anlaşılır.

Sekizi temel, üçü de ortaöğretim ve geçen onbir yılın sonunda hüsran kaçınılmazdır.

Herkesin üniversite okuması şart mıdır? Derseniz; o takdirde tedbiriniz ve tavsiyeniz nedir? Diye sormak hakkımızdır.

Onbir yıllık bir eğitim ve öğretim döneminde hiçbir yönlendirmeniz olmaz ve öğrencileri yılkıya salınmış tay gibi başıboş bırakırsanız başka bir tercih bulunamaz.

Ortaöğretim başarı puanı adı altında elma ve armutların aynı kefede tartıldığı bir sistemin geçerliliği var mıdır?

İmam Hatip Liselerini tasfiye edebilmek maksadıyla yapılan düzenlemeler sebebiyle mesleki eğitim can çekişiyor...

Subjektif ağırlık puanları ve ideolojik çözüm önerileriyle; öğrencileri dershanelere mahkum eden bir sistem hakkında olumlu düşünmek mümkün değildir.

Gençlerimize göz göre göre kıyılmakta, geleceğimize ipotek konulmaktadır.

Böyle bir sistem ve bu tür bir ölçümle bilim bağdaşmaz. Branş seçimi ve ihtisas sağlanamaz.

Peki "Ne yapalım?" derseniz, önce bu "inat"tan vazgeçmenizi tavsiye ederiz.

Sonrası kolay. Akıl bilim ve araştırma ile meseleler kolayca çözümlenir.

Bakınız! Daha ilköğretimden başlanarak yapılacak bir yönlendirme ve değerlendirme, bunca genci üniversite kapılarında yığılmaktan kurtaracaktır.

Hele mesleki eğitime reva görülen haksızlığa son verilirse, bu takdirde ihtiyaç duyduğumuz ara kademe elemanları daha kolay ve yaygın bir biçimde gerçekleşebilecektir. Her şeyi üç saate sığdırma "telaşı"ndan vaz geçilmelidir. Öğrencilerin başarı ve başarısızlığı bütün öğretim hayatına yayılmalıdır.

Kısacası;

İdeoloji, inat ve bağnazlık terkedilerek bilime, akla, fenne ve tecrübeye dönülmelidir.

Sevgili gençler!

Bu sınav sizin değil, sistemin sınavıdır. Bu sınav sonucunda sizin değil, sistemin başarısı ve/veya başarısızlığı ölçülecektir.

Siz rahat olun ve elinizden gelen gayreti gösterin.

Sonuç ne olursa olsun, sizin için "hayırlı" olacaktır.

Sınav esnasında "korku ve telaşa", sınav sonrasında "panik ve hüzüne" yer yok!

Bu bir acayip ve zor yarış, hepinize kolay gelsin!

Başarılar...