Avrupa Birliği Komisyonu''nun Türkiye''ye adaylık ışığı yakmış olması sevindirici bir sonuçtur. Bu sonucun alınmasındaki payın yüzde kaçı dışişlerine ve yüzde kaçı da dışarıdaki ülkelere aittir bilemiyoruz.
Ancak her haliyle müsbet gelişmelerin yaşandığı ''Türkiye-AB'' ilişkilerinde yeni bir dönemin sinyalleri verilmektedir.
Otuz yıllık bir bekleme döneminden sonra ''aday'' olmak çok şey değiştirmeyecektir. Bu ikinci safhanın da otuz yıl devam edebileceği söylenemez. Ancak uzun ve ince bir yolun, bizim açımızdan engellerle dolu olduğu ortadadır.
''Adaylık'' statüsü ile birlikte Türkiye bir yol ayrımına gelecektir. Bu kavşaktaki tercihin bağlayıcılığı da dikkate alındığında ''karar'' vermek hayli zor olacaktır.
Ekonomik, politik ve hatta askeri konularda bile Türkiye''nin büyük uyum sorunları gözlenmemektedir. Ancak inanç özgürlükleri ve insan hakları konusunda Türkiye tercihler yapmakta gerçekten zorlanacaktır.
Avrupa Birliği komisyonlarında Türkiye konuşulurken, Türkiye''de hâlâ seçilmişlerin davranışları sorgulanmaktadır. Bu sorgulamaların doğruluk ve yanlışlığı bir yana bu konuları ''Batı''ya izah güçlükleri ortadadır.
82 Anayasasının yirmidördüncü maddesinde: "Herkes vicdan, dinî inanç ve kanaat hürriyetine sahiptir" denilmektedir. Bu anayasal hükmün kullanılış şekline getirilen idari tahditlerin Batı nezdindeki etkileri Türkiye''den farklıdır.
''Türban''lı Türk vatandaşlarına karşı sürdürülen hak ve hürriyetleri kısıtlayıcı gayr-i kanuni uygulamalar huzursuzluk kaynağı olmaya devam etmektedir.
İşin en kötü yanı vicdan, dini inanç ve kanaat özgürlüklerine getirilen tahditlere karşı hiçbir müracaat merciinin bulunmamasıdır.
Diğer taraftan kendilerini ''Türkiye Bağımsız Kiliseleri" olarak tanımlayan bir grubun faaliyetleri tartışılmaktadır. Bu insanların Türk vatandaşı olanları gibi olmayanları da var. Hıristiyanlık propagandaları ile kandırılıp, aldatılmış
olsalar bile; bu insanların da dini inanç ve hürriyetleri Avrupa plâtformunda ''türban''dan da çok yankı uyandırmaktadır...
Anayasamızın 59''uncu maddesinde yeralan "Devlet''in her yaştaki Türk vatandaşlarının beden ve ruh sağlığını koruyup geliştirmesi"ne ilişkin tedbirleri arasında Hıristiyanlık propagandalarına mani olma görevi var mıdır? Varsa; bu takdirde "koruma" ve vicdan özgürlüğü bir arada yürüyebilecek midir?
Bakınız elektronik posta (e-mail) adreslerimize kadar ulaşan ciddi bir Hıristiyanlık propagandası ve gençlerimizi askerlikten soğutmayı hedef alan çalışmalar bütün şiddetiyle devam etmektedir.
"Sevgili Dostlar,
Hz. İsa''nın doğumunun 2000''inci yılı ve şirketimizin beşinci kuruluş yılı kutlama etkinlikleri çerçevesinde size yayınlarımızın bazılarını (kargo ücreti de dahil) ücretsiz olarak göndermek istiyoruz.
Adresini ve telefon numaralarını bildirenlere, aşağıdaki listeden seçtiğiniz iki tane yayını ücretsiz gönderiyoruz.
1-İncil''in Çağdaş Türkçe çevirisi
2-Marangozdan da Öte
3-Hz. İsa''nın Hayatı (ses kasedi)
4-Hz. İsa''nın Hayatı (VHS, Beta Video Kaset)
Şimdi biz bu çalışmalara ne diyeceğiz? Tedbir almakla inanç hürriyetlerini ihlâl etmiş olacak mıyız? Yoksa ''türban''lılara reva gördüğümüz davranışlara mı tevessül edeceğiz!
Avrupa Birliği ile temasımızı sıklaştırdığımız ölçüde bu ve benzeri çalışmaları daha sık ve yoğun yaşayacağımız ortadadır.
Öyleyse bir taraftan yasal düzenlemelerle yeni açılımlar getireceğimiz sosyal hayatımızı, biraz da gerçek İslâmi bilgilerle güçlendirmeliyiz.
Aksi halde silâhsız ve savunmasız bırakılan gençlerimizin Hıristiyanlık''tan Budizme, Masonluk''tan Satanizme meyletmeleri kaçınılmazdır!
Gerçekten de tercihlerin ''zor'' olduğu bir dönem yaşamaktayız...

