Son günlerin, hatta son senelerin kilit kelimesi "irtica" yine gündemde... Umarız önceki hatalar tekrarlanmaz ve taşlar yerine oturur. Aksi halde zaten mevcut olan sıkıntılarımıza yenileri eklenerek hayat çekilmez hâle gelir! Şimdi önüne gelen "sızma"dan, "teşkilât"lanmadan ve devletin dibini "oymak"tan bahsediyor. Her ülke ve toplum kendi kendini korumak zorundadır. Bu zorunluluğu anlıyoruz da; bunun "hastalık" raddesine ulaşmasını kabullenemiyoruz.
"Korun"ma tabii hak olarak beraberinde bazı tedbirleri de getirmektedir. Ev ve işyerlerinde çelik kapılar, çelik kasalar çok revaçta. Ancak hiç kimse evinin ve/veya işyerinin içindeki kapıları çelik yapmıyor. Veya hiç kimse kendini korumak için evin içinde çelik kasalarda yaşamıyor. Şayet yaşayanlar varsa da onlara "normal" bakılmıyor... Dikkat edilirse görev süreleri ve sorumlulukları sırasında üzerlerine düşen görevleri yapmayanlar, yapamayanlar; emekli olurken bir irtica karşıtı "demeç"le kendilerini ibraya çalışıyorlar.
Türkiye''nin çok çeşitli sıkıntıları olduğu doğrudur. Ancak bu sıkıntıların önem sırası gerçekten de düşünüldüğü gibi midir? Elimizde "POLAR"ın Ağustos ayı tehdit değerlendirmesine ilişkin bir araştırma var. Bu araştırmada "irtica"dan ziyade; "iltica"nın tehdit haline dönüştüğü iddiaları var.
Gün geçmiyor ki gemiler dolusu kaçak yakalanmasın. Ege, Akdeniz ve Adriyatik Denizi "iltica"cı kaynıyor... Çoğunluğu için Kürt asıllı falan da dense Türk vatandaşları "iltica" için birbirlerini çiğniyor... Balıkçılıktan ümitlerini kesen Türk kaptanlar kendilerine yeni bir iş sahası açmakla meşguller. Bizim burada "irtica ve hurafe"leri savunma gibi bir niyetimiz yok. Ancak açıkça belirtmek gerekir ki "İslâmiyet" bizim dinimiz olduğu için değil; gerçekten "irtica ve hurafe"leri reddeder.
Bizim "irtica" ile mücadelemiz yanlış stratejiler sebebiyle "PKK" ile mücadelemize benzemesin! Dün reddettiğimiz "Kürt" kimliğini bugün kabule mecbur kalıyorsak; ve dün asmaya yemin ettiğimiz "Öcveren"i bugün kuşsütü ile besliyorsak, biz bir yerlerde yanlış yapıyoruz demektir. Mesele mutlu, kalkınmış, müreffeh ve huzurlu bir Türkiye oluşturmaktır. Kavga ve didişme kolay, istikrar zordur.
Yine benzer şekilde "yıkmak" kolay, "yapmak" zordur. Bizler yapıcı olduğumuz ölçüde mutlu ve başarılı oluruz.
İnancımıza göre "yapma"nın en üst örneği iyilik "yapmak"; "kırma"nın da en dip örneği kalp "kırmak"tır.
Ne dersiniz?

