Kaydet
a- | +A

Uzun, ince bir yola giren Türkiye''nin "AB" üyeliği zor dönemeçlerde... Önce 1963 antlaşması ve otuz yıl sonra yapılan Gümrük Birliği Antlaşması. Hukuken işletilmemiş tek taraflı bağlayıcı bu antlaşmalar Türkiye''nin "efor"unu tüketti.

Standartlar birlik tarafından belirlenmekte, hüküm de kendileri tarafından verilmektedir. Açık bir ifade ile Batı; "Hem hâkim, hem de savcı" görevini birlikte götürmektedir.

Bugün yaşanan mevcut durumda, hâlen üye durumundaki ülkelerin birçoğunun "üye"lik standartlarına uymadığı ortadadır. Buna rağmen özellikle Türkiye''ye yöneltilen ithamların samimiyetle bağdaştığı söylenemez!

Hele Yunanistan''ın açık ve gizli Türkiye aleyhtarı faaliyetleri de dikkate alındığında Türkiye''nin işi zordur.

Yunanistan gibi bir dostumuz ve komşumuz varken; doğrusu ayrıca "düşman"a ihtiyacımız yoktur! Sadece Yunanistan ile uğraşmak bize yeter de artar bile!..

Siyasi, ekonomik ve sosyal şartların birlikte ele alındığı Katılım Ortaklık Belgesi''nde (KOB) yeralacak konuların sınırsız ve subjektif olması aday ülkelerin işlerini zorlaştırmaktadır.

Türkiye açısından; çok hareketli ve tarihi husumetleri mevcut bir coğrafyada yerleşmiş ve yaşamış olmanın zorlukları vardır.

Ege, Kıbrıs ve Adalar konusu bugünün değil; yılların sorunudur. İşin en kötü yanı da, bu problemleri paylaştığımız Yunanistan''ın "AB" üyesi bir ülke olmasıdır.

Açıkçası Türkiye şartları "eşit" ve "âdil" olmayan bir mücadelenin içindedir. Bu eşitsizliğe bir de "İslâmiyet" eklendiğinde; Batı''dan olumlu sonuçların alınması ham hayâl olarak görülmektedir.

Hele çok bilinmeyenli bir denklem olarak Kopenhag Kriterlerinin önümüze konması bizi çözümsüzlüğe itecektir.

Komisyonun 1999 raporunda Türkiye''nin Kopenhag Kriterlerine uymadığı belirtilmişti. 2000 yılı raporundan değişiklik beklenecek hiçbir tedbir alınmamıştır.

Adlî sistemimizi mercek altına alan "AB" idam cezası ile birlikte açık uçlu bir kültürel haklar talebiyle gelmektedir. Bu hakların ne ölçüde kültürel ve ne ölçüde siyasi olduğu önümüzdeki günlerde görülecektir.

Kısacası Türkiye "AB"ye alternatif oluşumlar geliştirmedikçe, bu badireden sıyrılamaz! Yakın bir gelecekte bu tür alternatiflerden sözetmek mümkün olamayacağına göre; Türkiye Katılım Ortaklık Belgesi''ni sineye çekmek zorunda kalacaktır.

Hükümetin bütün iyimser tahminlerine rağmen kısa vadede Türkiye-"AB" ilişkilerinde mesafe alınması zordur. Buna rağmen çalışmaların yoğunlaştırılmasında bizim açımızdan bir kayıp yoktur.

Kanaatimizce Türkiye "AB" ilişkileri serüvenini Meclis''e taşımakta yarar vardır. Sadece hükümetin yürüttüğü faaliyetler Meclis''e ve geniş kitlelere taşınmadıkça mesafe almamız güçleşecektir.

Umut fakirin ekmeği diyerek sonuçlara katlanmaktan başka çare de görülmüyor.