Kaydet
a- | +A

Sadece Türkiye için değil, "IMF"ye üye ülkelerin hepsi için geçerli olan bir oyunun adıdır bu. Ekonomilerine şekil veremeyen ülkelerin kaçınılmaz sonu...

İmkân ve kaynaklarını verimli bir şekilde kullanamayan ülke ve toplumların çaldığı kapı "IMF"nin ne ölçüde yarar sağladığı ortadadır. Hemen hiçbir ülkenin başarıya ulaşamadığı bu oyuna devam etmenin gerekçesi nedir?

Kendi mahalli şartlarına ve imkânlarına uygun yapısal değişimleri gerçekleştiren ülkelerin dünya ekonomilerine entegrasyonu başarılı olurken, popülist politikalarla içe dönük varyasyonları tercih eden ülkeler bocalamaktadır.

Geçen yıl "IMF" görüşmeleri çerçevesinde gerçekleştirilen uygulamalar bu yıl seçim sebebiyle gevşetilirken, hedefler şaşıyor...

Türkiye gelirlerini organize etmeden ve giderlerini gerçek manada denetlemeden bu çalkantıları aşamayacaktır. Özellikle devletin kaynaklarını "peşkeş çekme" içerisindeki hükümetler sebebiyle Türkiye zor anlar yaşamaktadır.

Sabit ve dar gelirlilerle, küçük esnafı hedef alan acımasız yaptırımların ekonomimizi düze çıkartabilmesi zordur.

Her hükümetle birlikte yenisi icraya konulan "Mâli Milât"lar sebebiyle iş dünyası ve yatırımcılar tedirgin edilmektedir. Piyasaları durgunluğa iten uygulanması güç ve sonuçları meçhul olan kararlarla zaman harcanmaktadır.

Yılın yarısı geçmesine rağmen halen gerçek bir bütçeye bile sahip olamayan Türkiye sendelenmektedir. Ekonomideki bu başıboşluk sosyal hayatımızı da etkilemekte, sıkıntı içerisindeki büyük vatandaş grubu cinnet geçirmektedir.

Liberal ekonominin hiçbir şekilde kabul edemeyeceği "tahsisler ve teşvikler"le bozulan dengelerin düzelmesi mümkün değildir. Bu ölçüde devlet müdahalesine muhatap olan bir ekonominin kendi kendisini tedavi edebilmesi de mümkün değildir.

Yıllardır tercih yapmakta kararsızlık gösteren Türkiye''nin ekonomideki yaraları büyümekte, tedavi kabul etmez hale gelmektedir.

Banka faiz oranları ve döviz kurlarına bakıldığında sağlıklı ve ümitli bir havanın mevcut olmadığı ortadadır. Olumlu bir iklimin tesisini müjdeleyecek tek bir gösterge bile mevcut değildir.

Sadece moral yükseltici ve ümit pompalayıcı haberlerle ekonomilerin düze çıkabileceğine inanmak safdillik olacaktır.

Elli yedinci hükümet, sandalye sayısı ve parlamento desteği açısından çok şanslıdır. Ancak bu şansın iyi kullanılabilmesi için "hünerli yöneticiler"e ihtiyaç vardır.

Kendimizin yapması gereken olumlu işlemleri bir tarafa bırakarak sadece karşı taraftan "anlayış ve destek" beklenmesi iyi bir yönetim tarzı olarak değerlendirilemez.

Tarihi seyir itibarıyla Türkiye-Avrupa Birliği ilişkilerinin durumunu anlayışla karşılamak mümkündür. Ancak gerek ABD ve gerekse "IMF"nin destekleri tek başına yeterli olamaz.

Türkiye devletçilik ve liberalizm arasında bocalamaktadır. Bu kararsızlık sebebiyle ekonomimizin kendisini rehabilite etmesi de mümkün değildir.

Şu anda mevcut ekonomik göstergelerin müsbet bir yanı olmadığı bellidir. Dış müdahale, manipülasyon ve zorlamalarla ortaya çıkan sonuçlara hiç kimsenin güvenmediği ortadadır.

Devletin müdahalesi mevcut oldukça, tahsis ve teşvikler bir araç olarak ortada durdukça bu oyunun son bulması mümkün değildir.