Adettir, 1999 yılına elveda dedikten sonra ''ikibin''e merhaba dememek olmaz. Büyük bir hasarla atlattığımız yirminci yüzyıldan sonra, yirmibirinci yüzyıldaki beklentilerimizin yüksek olması gayet normaldir!..
"Ümit fakirin ekmeği" derler ya, bizde de aynı hesap... 19 ve 20''nci yüzyılları heba eden biz değilmişiz gibi, şimdi bütün ümitler yirmibirinci yüzyılda... Sanki bu iki günlük aradan sonra herşey değişti... Hatta benden duymuş olmayın. Türkiye yeni yüzyılda, eski kadrolarıyla, dünyadaki devletler arasında "ilk on"a da girecekmiş. Tabii bu hepimizin umudu ve beklentisi. Ancak "görünen köy kılavuz istemez!" derler.
Milenyum''a çok daha değişik şekilde girebilirdik. Fakat maalesef biz alışılmış, klasik ve kolay yolu seçtik. Yine kucak dolusu problem ve pürüzle işe başladık.
Harıl, harıl değiştirdiğimiz kanunlara rağmen, bir türlü değiştiremediğimiz kadrolar... Büyük ümit ve beklentilerle başladığımız her işte ve her defasında uğradığımız hayal kırıklığı ve yıkım... Bunlar bizim yazgımız gibi...
Aksi, sarhoş, ayyaş, dediğimiz Yeltsin bile yeni bir yıla eski kadrolarla girmenin hiçbir faydası olmayacağını söyleyerek, görev süresi tamamlanmadan altı ay önce istifa ediveriyor.
Bizde durum tam tersine. Hiç kimse yeni yöneticilere itimat edemiyor veya risk almak istemiyor. "Statükoyu muhafaza" en emin yol haline gelmiş ve benimsenmiş. Şimdi iki yüz yıldan bu yana ve özellikle de, son elli yılda gerçekleştiremediğimiz atılımları; mevcut kadrolarla nasıl gerçekleştirebileceğimizi birileri demagoji yapmadan önce millete sonra da bizlere anlatmalıdır.
İşin gerçeği ''yüreğimiz kan ağlıyor'' fikir, teknoloji ve bilgi üretmek yerine, durmadan problem ve lâf üreten bir toplum olduk. Polyannacılık oynamayı bir tarafa bırakıp, "gerçekler"e dönelim.
Bu gidişle bundan sonraki bin yılda da aynı problemleri ve aynı muhabbetleri yapacağız. Kadrolar, fikirler, zihniyetler aynı olunca; sonuçların farklı olmasını beklemek safdillik olacaktır.
Dünya birim zamanda ürettiği bilgi ve teknoloji ile öğünürken; biz birim zamanda ürettiğimiz kriz ve lâflarla öğünüyoruz. Hal böyle olunca da refah ve istikrar sadece masallarda kalıyor...
Türkiye''nin bugün ulaştığı noktayı küçümsüyor değiliz. Ancak dünyanın ulaştığı noktalara da gözlerimizi kapatamayız. Hele Türkiye''yi sadece İstanbul, Ankara ve İzmir''in belli başlı semtlerinden ibaretmiş gibi görenlere bir çift sözümüz var!
Biraz da otoyolların hemen yanındaki gecekondulara, varoşlara ve yoksul insanların dramına bir göz atın. O zaman ne dediğimizi anlarsınız! Asgari ücretin ev kirasına bile yetmediği bir devirde; hayatını idame etmek için insanüstü feragat ve fedakarlıkla direnen büyük sayıdaki vatandaş kitlelerini görmezlikten gelemeyiz!..
Hele 1999 bitmeden önce adeta bir yıldırım harekâtını andıran zam ve vergilerden sonra şimdi "IMF" direktifleri istikametinde sıkılacak kemerlerden sonra çok canlar yanacaktır.
Yeni bir yıla, yeni bir yüzyıla ve hatta yeni bir binyıla girerken iyi şeyler temenni ediyor ve bekliyoruz!.. Ancak bunların gerçekleşeceğine olan inancımızı yokladığımızda görüyoruz ki yeterince inandırıcı değil..
Bu da bizim kabahatimiz değil! Yeltsin bile "Ülke ve milletimden özür dilerim!" diyerek altı ay önce iktidardan vazgeçebiliyorsa, bizim için de herşey bitmiş sayılmaz.
Öyle ya; "Çıkmamış canda ümit var" derler. Bizim yirmibirinci yüzyıl beklentilerimizin gerçekleşmemesi için herşey bitmiş sayılmaz. Şu mükerrer ve müstağmel tercihleri bir yana bırakarak;
Geleceğimize ipotek koymayalım!..

