Sivil-asker, normal-anormal çok çeşitli yönetimlere rağmen rüşvet ve yolsuzluğun hakkından gelemedik!.. Bu başarısızlığımızın temelindeki aksaklığın nerede olduğunun teşhisi de tartışmalıdır.
Kimimize göre bu "yasa" işidir. Kimimize göre "kasa" yasa tanımaz bir nesnedir. Bazılarımıza göre de sebep; bitmek tükenmek bilmeyen ihtiyaçlardır. Bütün bu görüşleri ve buraya yazmadığımız, yazamadığımız sebepleri teker teker ele aldığımızda hepsinin şu veya bu ölçüde etkili oldukları söylenebilir. Ancak bütün bu sebeplerin "körlerin fili tarifi" gibi benzerlikleri yansıttığını unutmayalım. Buradaki esas konu benzerlikler değil; meselenin canalıcı noktası yani "gerçek"lerdir. Değer yargılarının giderek kaybolduğu, toplum normlarının yozlaştığı ve hedeflerin maddeye endekslendiği zamanımızda; yolsuzluk, usulsüzlük ve hatta ahlaksızlık gibi sosyal hastalıkların artması kaçınılmazdır. Bir Çin atasözü der ki;
"Suyunu kaybedersen, vadilere doğru in! Yok rüzgârını kaybedersen, tepelere doğru tırman kaybettiklerini bulursun! Ama namusunu kaybedersen boşuna zahmet çekip arama-bulamazsın!.." Diyeceksiniz ki binlerce yıl önce söylenmiş böyle bir sözün bizimle ne ilgisi var ki? Bu serzenişinizde "haklı"da olabilirsiniz. Size katılıyoruz. Ancak "ihale yasası" ile ilgili beklentileri sizler de okuduğunuzda aynı duygulara kapılmadınız mı? Efendim, sanki suç "yasa"nınmış gibi "tasa"lanıyoruz. Sanki yolsuzlukları, usulsüzlükleri aklayan "meclis" değilmiş gibi ümitleniyoruz. "Devlet İhale Kanunu" (DİK)''nda yapılacak değişiklikleri kamuoyuna açıklayan iki bakan da umutluydu.... Çünkü onlara göre suçlu olan fertler ve zihniyetler değil; sistemler ve yasalardır. Lütfen kendimizi aldatmayalım! Siz ne yaparsanız yapınız. Uygun insanı eğitip yetiştirmedikçe, insanların gönlüne imanı yerleştirmedikçe bu problemler çözümlenemez! Manayı maddeye hakim kılmak; kalıba değil, kalplere terbiye vermek en akılcı ve en kestirme çözüm olacaktır. Aksine davranışlar beyhude çabalalardan ileri gidemeyecektir!...

