Yabancı sermayeye duyulan ihtiyaç malum. Aslında yabancı sermayeye duyulan bir düşmanlık da söz konusu değil. Sermayeyi yerli yabancı diye ayıranlar, renklerine göre tasnife çalışanlar, yanlış yoldalar... Bunu peşinen kabul etmemiz gerekir.
Sermayeye ilişkin tasnif ve değerlendirmelerin Türk ekonomisine hiçbir faydası olmadığı gibi, zararları vardır. En büyük zararı da; çalışma iklimini bozarak, güven ortamını zedelemesidir.
Biz "tahkim"den yanayız. Ancak "tahkim"in sadece yabancı sermaye ve yabancı yatırımcıyı kayırmasını kabullenemiyoruz.
Kendi insanımız, dişinden tırnağından artırdıkları ile birşeyler yapmaya çalışıyor... Bunu desteklememiz, teşvik etmemiz gerekirken, biz tam tersini yapıyoruz. "Yeşil sermaye" diyerek abluka altına aldığımız bizim insanlarımıza yazık değil midir?
Konunun anayasa değişikliğine ihtiyaç duyacak ciddiyette olduğu ortadadır. Kanun koyucu 1980''li yıllarda böyle bir korumacılığı öngörmüşse buna da hak vermek gerekir. Öyleyse "tahkim" konusunu sadece yabancı sermaye ile sınırlı tutmak anayasamız açısından sakıncalıdır.
Dahası, biz "tahkim"i ekonomiyle de sınırlı tutamayız. Sadece para ve sermayeye sağlanacak serbesti, yeterli olamaz. Bu sermayeyi yatırıma, yatırımları verimli üretime çevirecek olan da "insan"dır. O halde "tahkim" sınırlarını ekonomik, sosyal, politik, kültürel ve hatta estetik sahaları da içine alacak genişlikte tutmak zorundayız.
"Tahkim"i bir imtiyaz sözleşmesi haline getirecek olan yaklaşımlardan şiddetle kaçınılmalıdır. Bunun en kestirme yolu da "sermaye"yi bir bütün olarak ele almaktan geçer.
Yerli yabancı, renkli renksiz, yeşil kırmızı şeklindeki sermaye tasnifleri devam ettiği müddetçe, "eşitlik" sağlanamaz. O takdirde de "tahkim" kendiliğinden bir imtiyaz sözleşmesi haline dönüşebilecektir.
Bu konuda hükümetin pek fazla şansı ve zamanı da kalmamıştır. "Gemi azıya alan" fiyat artışları enflasyonu kamçılamış, bütün hedefler altüst olmuştur.
Türkiye''nin yabancı sermaye ihtiyacı giderek artmakta, Türk lirası döviz karşısında çaresiz kalmaktadır. İlk altı aylık dönemde % 5 oranında gerileyen ihracat da dikkate alındığında, ekonomimiz alarm vermektedir.
Sosyal güvenlik yasa taslağına duyulan güvensizlik sebebiyle, işçi memur ve dargelirliler ayaktadır. Hükümet halktan kopuk politikalar sebebiyle giderek zora düşmektedir.
Bütün bu olanlardan sonra yabancı sermayeye ayrıcalık sağlayacak ve bir imtiyaz hakkı haline dönüşebilecek olan "tahkim" yerine; daha geniş perspektifli bir "sosyo-ekonomik plan" düşünülmelidir.
Türkiye''nin huzur, istikrar ve geleceği ideolojiden arındırılmış, liberal düşüncelerden geçmektedir. Taraflı, baskıcı, tutucu ve tasnifçi politikalarla yirmibirinci yüzyılı yakalamak mümkün olmayacaktır!

