Hırsızlık, yolsuzluk ve usulsüzlükler bize has davranış bozuklukları ve sosyal rahatsızlıklar değildir. Hemen her ülke ve toplumda bu tür değer kayıpları ve sapmalara rastlanmaktadır. Diğerleriyle bizim aramızdaki fark; ortaya çıkan bu sapmalara karşı alınan tedbirlerdedir. "Ölümüne sevmek" bize has bir davranış. "Hem nalına hem mıhına" vurmak bizim ortak yanımız. "Ya sev, yahut terket" bizim meşhur sloganımız!. İşin gerçeği orta yolu ve itidali bir türlü bulamıyoruz, beceremiyoruz. "İfrat" ve "Tefrit" bizim karakterimiz olmuş... "TBMM" KİT Komisyonlarında yolsuzluklarla ilgili çok ciddi tartışmalar sürüyor. Özelleştirme kapsamına alınan "KİT"lerle ilgili tereddüt ve endişeler bir türlü bitmek bilmiyor... Bütün bunlar devam ederken bu defa Anavatan Partisi Genel Başkanı Mesut Yılmaz''ın TBMM kararı ile aklandığını öğreniyoruz. Düne kadar "PKK ve Öcveren" konusunda söylenenleri hatırlayalım! "İdam etmeyip besleyelim mi?" vecizesi ile başlayıp, "Kanınız yerde kalmayacak!" iddiaları ile yeri göğü inletenler, şimdi fikir değiştirmişe benziyor. Dün idama "in" diyenler, bugün idama "out" diyorlar.
Şimdi biz kime inanalım? Şayet idamı kaldıracak veya dosyaları Başbakanlıkta "sümenaltı" edecek idiysek, onca afra tafraya ne gerek vardı? Buna mümasil onlarca, yüzlerce olayı sıralamamız mümkündür. İşte "312"nci madde. Bu madde sebebiyle hürriyetleri kısıtlanan, siyasi hakları elinden alınanlar şimdi ne olacaktır. Devlet işi ciddiyet ister. Evet hatada ısrar edelim demiyoruz. Ancak yine de "tutarlı" olmamız gerektiğini vurgulamaktan da kendimizi alamıyoruz. Bu tür "zigzag"larla hükümet olunamaz. Ve devlet yönetilemez. Tamam, âli menfaatler, bizim bilemediğimiz gerekçeler, sokaktaki adamın ağzına sakız olmaması gereken hususlar da olabilir. Olabilir de; bizim de bilmemizde sakınca olmayan hiçbir işimiz, hiçbir kesbimiz ve hiçbir icraatımız olmayacak mıdır? Doğrusu vatandaş olmanın tadını ve onurunu kaybediyoruz!..

