Ölüm, eğer "uykunun kardeşi" ise, Ahmet Nihat Akay da, sonsuzluk uykusuna daldı. Yeni bir Dünya''ya doğmak üzere gözlerini yumdu. Bin yıllık Türkiye çınarından, toprağımıza bir güzel yaprak daha düştü. Tam 77 yıl O''nu başının üstünde gezdiren vatan toprağı, bu defa O''nun yastığı ve yorganı oldu. Bayrağa sarılı aziz naaşı, Yakacık Câmii''nin musalla taşında idi. Cenaze namazını, çok eski arkadaşlarından Koca Reis''le -Saadettin Bilgiç''le- yan yana kıldık. Gözlerim hep ay-yıldızlı tabutundaydı. Merhum, doğrusu o bayrağa en çok lâyık olanlardandı...
Düşünüyordum: Ahmet Nihat ismini, ezanlar okuyarak O''nun kulağına fısıldayanlar, ilâhî bir işaretle hareket ettiklerini belki de hiç düşünmediler. Bu güzel isimleri, belki de kendilerinin bulduğunu sandılar. Böyle sandılarsa, elbette yanıldılar. Ahmet: Çok hamd eden, çok övülmeye lâyık olan, çok sevilen ve beğenilen" demektir. Nihat ise: "Huy, tabiat, yaradılış" karşılığında bir kelime. İlahî tecelliye bakınız: O, yaradılışı itibariyle isyankâr değildi. Çok hamd edenlerdendi. Gerçekten de övülmeye lâyık bir kimseydi. Bu bakımdan, tanıyanlar, yakın çevresinde bulunanlar, Onu çok seviyorlardı. O''nu tanıdıktan sonra, sevmemek imkânsızdı. Cenaze namazını Doç. Dr. Emin Işık hocamız kıldırdı. Söyledikleri, cemaatin gönlünceydi. Diyordu ki: "1975 yılının Kurban Bayramı''nda, İstanbul''da, Osman Ağa Camii''nde, Nihal Atsız''ın cenaze namazını kıldık. Avludan çıkarken Fethi Gemuhluoğlu koluma girdi. "Eminciğim! dedi, bugün, gerçek mânâ da bir er kişinin namazını kıldık. Çünkü Atsız, bütün ömrü boyunca tam bir erkişi olarak yaşadı. Rahmeti rahmana erkişi olarak gitti!" Emin Işık devamla dedi ki: "Biz de bugün burada, gerçek mânâda bir erkişinin cenaze namazını kıldık! Çünkü Ahmet Nihat Akay da, Nihal Atsız gibi yaşadı. Tam bir erkişi idi. 77 yıllık ömründe hiç eğilmedi. Övülen-sevilen bir Türk milliyetçisiydi. Öğretmenlik yaptığı yıllarda da, milletvekilliği esnasında da, Millî Eğitim Bakanlığı Müsteşarlık koltuğunda da hep dosdoğru yaşadı. Türk Milliyetçiliğinin örnek isimlerinden biri oldu. Milletimize-devletimize yüzlerce hayırlı insan yetiştirdi. Hayata, er kişi olarak veda etti. Mekânı cennet olsun!" Cenaze namazından sonra, yakın dostları, komşuları, arkadaşları, öğrencileri... Onun tabutunu, kabristana kadar hep omuzları üzerinde taşıdılar. Ben de onun aziz naaşını omuzladım. Ahmet Nihat Akay, başlar üzerinde taşınacak bir güzel adamdı. Onu ilk defa, 1966 yılında kayınpederim İsmail Hakkı Yılanlıoğlu''nun Çankaya''daki evinde tanıdım. Bir Ramazan bayramıydı. Salona girdiğim zaman, sedef kakmalı antika koltuklardan birinde konuşuyordu. Önce, çok düzgün hitabeti dikkatimi çekti. Çünkü çok rahat, çok tesirli, çok güzel konuşuyordu. Heyecanlıydı da! Gözlerimi yumsam, Onun, bir kitaptan bazı bölümler okuduğunu sanabilirdim. Heyecanla anlattığı ve şikâyetçi olduğu konu, aklımdan hiç çıkmadı. Milletlerin kültür yapıları ve tarih şuuru üzerinde konuşuyordu. "Tarih şuurundan kopan milletlerin körebe oyunu oynayan çocuklara benzediğini" anlatıyordu. Yüreğimden geçenleri bir bir söylüyordu: "İsmail Hakkı bey diyordu "Dam, direği üstünde durur" diye bir sözümüz var. Milletler de kahramanlarıyla ayakta durur; kahramanlarıyla yaşarlar. Kahramansız millet mi olur? Biz, maalesef, kahramanlarımızı unutan veya tasfiye eden bir zihniyetle çocuklarımızı yetiştiriyoruz. Mesela Çanakkale Savaşları anlatılırken Cevat Çobanlı Paşa''nın adı geçiyor mu? Geçmiyor! Esat Paşa da, kardeşi Vehip Paşa da bilinmiyor. Millî Mücadelemizin önderi, elbette Mustafa Kemal Paşa''dır. Rauf Orbay diyor ki "Biz olmasaydık Mustafa Kemal Paşa, Millî Mücadeleden, yine başarıyla çıkardı. Fakat O olmasaydı biz bu işi yapamazdık!" doğru! Peki ama Mustafa Kemal Paşa''nın silah arkadaşları nerede? Devletimiz Millî Mücadele kahramanlarımıza neden sahib çıkmıyor? Bugüne kadar, onların bir tekinin olsun hatıratı Devlet yayınları arasında basılmış değil. Geçmişlerini inkâr eden toplulukların gelecekleri de olamaz! Vefa duygusunu kaybeden insanlardan hayır bekleyemeyiz! Eğitimde, gerçek anlamda millî olmaktan başka çaremiz yoktur!" Kalkıp gittikten sonra sordum: -Baba kim bu adam? Hayran oldum doğrusu! "-Tanımıyor musun dedi Çanakkale Milletvekili Ahmet Nihat Akay. Meclis''te en güvendiğim arkadaşlarımdan biri. Onun gibi elli milletvekilimiz olsa, Meclisimizin de Milletimizin de çehresi çabuk değişir. İbnül Emin Mahmut Kemal Bey''in de yeğeni. ''Yeğen dayıya çeker'' derler ya; doğru işte!" Sevgili peygamberimiz: "Ölülerinizi hayırla anın!" diye buyuruyor. Ahmet Nihat Akay, zaten hep hayırlara vesile olan bir zarif adamdı. İnanıyorum ki, O''nun sevap defteri de hep açık kalacak...

