26 Eylül Dil Bayramı! İlk Dil Kurultayı 1932 yılının 26 Eylülünde toplanmış, sonra o gün, "Dil Bayramı" olarak kabul edilmişti.
Dil bayramının 67. yıldönümünü, bazı gazetelerimiz: "Dilimiz bayram yaptı" başlığıyla verdiler. Cumhurbaşkanımızın, Meclis Başkanımızın ve öğretim üyelerimizin Türkçe''yle ilgili görüşlerini yayınladılar. Kendi kendime efkârlandım:
- Ne bayramı bu? Hangi bayram? Türkçe, büyük bir katliamla karşı karşıya iken dil bayramı mı olurmuş? Bayram yapan kim?
Cumhurbaşkanımız beyanda bulunmuş: "Dil Birliği, millet olmanın şartlarındandır!" demiş. Elbette çok doğru. Dil, yani Türkçe, bizim varlık sebebimizdir. Dilsiz bir insan ne ise, dili bozulmuş, kurutulmuş, dili iğdiş edilmiş bir millet de işte odur. Biz bir taraftan: "Dil birliği millet olmanın şartlarındandır!" diyoruz, öte taraftan hem kendi dilimizi törpülüyor, kurutuyor, hem de başka dillerle eğitim yapılmasını, başka dillerde radyo ve televizyon yayınları olmasını uygun buluyoruz. Breh! Breh! Breh!
İşin garip tarafı; Türkiye''de Türkçe''den başka dillerle de eğitim yapılmalıdır. Başka dillere de radyo ve televizyon kurma hakkı verilmelidir!" diyenler, karşımıza Atatürkçü (!) olarak çıkmaktadırlar. Bunların Atatürk''le kıl kadar benzerlikleri, beraberlikleri yoktur. Atatürk diyor ki: "Milliyetin en bariz vasıflarından biri dildir. Türk milletindenim diyen insan her şeyden evvel ve mutlaka Türkçe konuşmalıdır. Türkçe konuşmayan bir insan Türk kültürüne, topluluğuna bağlılığını iddia ederse... buna inanmak doğru olmaz"
Ve yine Atatürk diyor ki:
"Biz Balkanları niçin kaybettik biliyor musunuz? Bunun tek bir sebebi vardır. Bu da İslâv araştırma cemiyetlerinin kurduğu Dil Kurumlarıdır. Bizim içimizdeki insanların milli tarihlerini yazıp milli şuurlarını uyandırdığı zaman, biz Balkanlarda, Trakya hudutlarına çekildik"
Dün, birtakım oyunlarla bizi Balkanlardan Trakya hudutlarına itenler, bugün de bizi Doğu''da ve Güneydoğu''da bitirmek istiyorlar. Sadece bizi mi? Hayır! Bizimle birlikte Doğu''da ve Güneydoğu''da yaşayan kardeşlerimizi de!
"Milletimiz iki önemli temele dayanıyor: Dil ve din! Eğer sevgili Peygamberimizin ifadesiyle: "Din nasihattan ibaretse" ve "din güzel ahlaksa" o nasihatı yapabilmek, o güzel ahlakı anlatabilmek için, bizim güzel, zengin, kuvvetli bir dile, Türkçeye ihtiyacımız var! Kuru, yavan, uydurma... bir dille ne yazabilir, ne anlatabiliriz? Dil çok önemli! Dil çok önemli! Şimdi, dilin bu büyük önemini iyi bilenler, iki tehlikeli silahla karşımıza çıkıyorlar:
* Türkçeyi mümkün olduğu kadar kısırlaştırmak, kurutmak,
* Türkiye''de, Türkçeden başka dillere de serbestlik tanımak.
Biz, bu oyunlara geliyor muyuz acaba? Hem de nasıl. Prof. Dr. Necmettin Hacıeminoğlu, yıllarca önce yazdığı bir kitaba "Türkçenin Karanlık Günleri" ismini vermişti. Türkçe, bugün de aydınlığa kavuşmuş değil. Bir yandan dilde tasfiyecilerimiz, öte yandan Solcu takımımız, Türkçeyi bir teneşir tahtası haline getirmek için gayrettedirler. Kaç kere yazdığımı ve söylediğimi hatırlamıyorum. Biz büyük imparatorluklar kurmuş bir milletiz. Tabii olarak bizim dilimizde, başka dillerden kelimeler de var. Beraber olduğumuz milletlerin dilinde de Türkçe kelimeler yaşıyor. Mesela Yunancadan Türkçeye karışan kelime sayısı beşyüz civarında. Anahtar, avlu, balyoz, barbar, cımbız, çerez, efendi, halat, huni, fener, fiske, fistan, fotoğraf, gönye, güğüm, gübre, kiremit, kulp, kundak, hülya, ıspanak, ızgara, iskele, iskelet, kart, kilit, kiraz, marangoz, martı, marul, mermer, safsata, sahan, sahne, semer, silindir, sofu, sınır, stadyum, takunya, tedavi, telefon, temel, tırpan, tifo, uskumru, üstüpü, vernik, yalı, yulaf, yunus, zifos, zoka, zooloji... Yunanca kelimeler. Biz, beşyüz yıldan beri bu kelimeleri kullanıyoruz. Bu kelimeler artık Türkçeleşmiş kelimelerdir. Siz Türkiye''de bir tasfiyeci veya bir solcu gördünüz mü ki kalksın da: "Bu kelimeler Yunancadır! Bunları dilimizden atalım. Yerlerine şu, şu, şu... Türkçe kelimeleri koyalım!" desin.
Tasfiyecilerin ve solcuların dertleri-belaları Arapça ve Farsça asıllı kelimeleri şimdi: "İyi ama biz, Yunanca asıllı bu beşyüz kelimeyi, beşyüz yıldan beri kullanıyoruz!" diyeceklerdir. İtirazım yok! Doğru! Beri yanda biz: Hayat, şart, imkan, ihtiyaç, şehir, bütün tesbit, şiir, edebiyat, faaliyet, ihtimal, fikir, hürriyet, kitap, cevap, kâtip, kalem, mektup, Allah, Peygamber... gibi kelimeleri de bin yıldan beri kullanmıyor muyuz? Türkiye''de kim bu kelimeleri bilmiyor, anlamıyor? Söyler misiniz lütfen. Bu kelimelere düşmanlık neden? Dilde tasfiyecilerin ve Türkiyeli solcuların iki büyük maksatları var: Bizi hem Cumhuriyet edebiyatımızdan hem de dindar kaynaklanan çağrışımlardan, İslâmî güzelliklerden koparmak istiyorlar.
Herşey ayan-beyan ortada: Dilimize her gün İngilizceden bir sürü kelime bulaşıyor. Onlara itiraz eden yok! Büyük mağazalarımızın ve işyerlerimizin alınlarında, yabancı kelimeler karasülükler gibi çirkin duruyorlar. Onlara aldıran yok. Türkiye''de çıkan yüz dergiden altmış tanesinin ismi tamamen İngilizce, Fransızca, Latince!... Onlara karışan yok. Dikkatimiz, öfkemiz, düşmanlığımız... tamamen Türkçeleşen Arapça ve Farsça kelimelere karşı. Neden? Neden? Neden?
Görmüyor, duymuyor musunuz artık bazı bakanlarımız bile argolu bir dille konuşuyorlar.
Farkında değil misiniz Türkçe, başta devlet televizyonumuz olmak üzere bütün yayın organlarında her gün katlediliyor. Üniversite mezunlarımız, doğru-dürüst Türkçe konuşamıyorlar. Biz de kalkıp "Dil bayramını" kutluyoruz. Geçin efendim, geçin, geçin, geçin.

