Bir öğlen namazından yeni kalkmıştım. İçimden, bütün geçmişlerimin ruhuna fatihalar okuyarak yürüyordum. Cemaatten biri kulağıma uzanarak fısıldadı: -"Haberiniz var mı? Elçibey rahmet-i rahmana kavuştu. Başınız sağolsun!" Kulaklarımda bir uğultu hissettim. Sandım ki derin, soğuk, karanlık bir kuyunun dibinde duruyorum. Neden sonra kendimi toparladım. Demek Ebulfez Elçibey de artık geçmişlerimin arasına karışmıştı ve demek okuduğum o fatiha sevabından, O''nun aziz ruhu için de bir pay ayrılmıştı. Üç-dört günden beri, içimde sedef nakışlı bir Karabağ tarı hıçkırıp duruyor. Üç-dört günden beri sanıyorum ki, bir köşe başını dönünce veya bir kapı açılınca, birdenbire karşıma O çıkacak. Yine o zarif, o efendi, o çelebi hâliyle gülümserken kollarını açacak: Kucaklaşıp konuşacağız. Elçibey''le birkaç defa aynı kürsüden aynı kalabalığa hitap ettik. İlkinde Halk Cephesi Genel Başkanıydı. Daha Cumhurbaşkanı seçilmemişti. Sonrakilerde Cumhurbaşkanlığından düşürülmüştü. Ama o hep aynı Elçibey''di: Samimi, yürekli, mütevazı bir lider. Pek çok müşterek dostumuz vardı ve sanki biz birbirimizi bin yıldan beri tanıyor gibiydik. Birkaç günden beri, O''nunla ilgili televizyon haberlerini dinliyorum. Hakkında yazılanları okuyorum. Ah Türk''ün büyük çilesi! Ah gaflet, cehalet, ihanet çemberimiz! Elçibey''i, önce Azerbaycan halkı yeteri kadar anlayabilmedi. Sonra Türkiye''de, Elçibey''i çok iyi tanıması, kucaklaması, desteklemesi gerekenler O''nun pek farkında olamadılar. Gazetelerimiz, cenazesi için, Bakü''de 50 bin kişinin toplandığını, gözyaşı döktüğünü yazıyor. Ah keşke o 50 bin kişiden sadece 5 bin kişi, Suret Hüseyinof serserisi Elçibey''e karşı ayaklandığı zaman Azatlık Meydanı''nda bir araya gelebilseydi, Elçibey''in etrafında kenetlenebilseydi. Ah keşke Türkiye, o rezil Gence ayaklanmasına gereken tepkiyi anında gösterebilseydi? Araba devrildikten sonra yol gösterenlerden, nasihata kalkışanlardan nefret ediyorum. Dün Elçibey''in dirisinden korkanlar, bugün O''nun ölüsünden de korkuyorlar. Moskova''nın Elçibey''i tanıdığı kadar Azerbaycan, kendi yiğidini tanıyamadı. Çok yazık. İran''ın Elçibey''den haberdar olduğu kadar, Türkiye, kendisine sevdalı olan Elçibey''den haberdar olamadı. Bin defa vah! Aman! Eyvah! Elçibey, renkli akvaryumlarda yetişen süs balıklarından değildi. Elçibey köpek balıkları arasında doğup büyümüştü. Elçibey''in milleti, 75 yıllık Rus esareti altında, yavaş yavaş kökünden kopmaya başlamıştı. Rus kültürü karşısında şaşkına dönmüştü. Şimdi lütfen 5 milyonluk bir Azerbaycan düşünün ki, Moskova orada 262 Rus okulu açmıştır. Halkın alfabesini değiştirmiştir. Bütün câmilerini kapatmıştır. Ülkenin ilk Cumhurbaşkanı olan Mehmet Emin Resulzade, iktidardan düşürülmüş ve arkadaşlarıyla birlikte Azerbaycan''ı terk etmek mecburiyetinde bırakılmıştır. Ve yüzdeyüz Türk olan, Türkçe konuşan halk, o Rus mekteplerinde okuya okuya: "Biz Türk değiliz Azerbaycanlıyız! Biz Türkçe konuşmuyoruz, Azerbaycanca danışıyoruz!" demeye başlamıştır. Milletini, vatanını, tarihini büyük bir aşkla seven Elçibey, Cumhurbaşkanı olduktan sonra ne yapmalıydı? Rus emperyalizmine, köksüzlüğe, ruhsuzluğa, imansızlığa, ilgisiz mi kalmalıydı; yoksa Rusun kültür siyaseti karşısında pusup kalan, korkan, iki büklüm olan birtakım kimseleri yakasından tutup kaldırmalı mıydı? Halkını silkeleyip uyandırmalı mıydı? Elçibey, kendisine ve milletine yakışanı yaptı! Bazı kimseleri (ve tabii başta Moskova''yı) çılgına çevirten, öfkeden geberten şu ifadeler onun emriyle ilk defa okul kitaplarına geçti. "Biz Azerbaycan Türkleriyiz! Bizim dilimiz Azerbaycan Türkçesidir. Dinimizin kitabı Kur''andır. Peygamberimiz Hz. Muhammed''dir. Edebiyatımızın kitabı: Dedem Korkuttur!" Peki ne demiliydi Elçibey? Ne yapmalıydı? Politika yeteneği (!) olanlar, Elçibey''i devirdiler. Devrilmesine kayıtsız kaldılar. Sonra bir de gördüler ki Azerbaycan Anayasası bile bir çırpıda değişivermiş: "Azerbaycan Cumhuriyeti''nin dili Türkçedir" hükmü, yerini "...Azerbaycancadır!" safsatasına bırakmış. Dünyada "Azerbaycanca" diye bir dil yoktur. Türkten ve Türkçe''den korkanlar, başlarını böyle bir karanlığın içine çekiyorlar. Hem Türkçe konuşuyor, hem de Türkçeyi''yi inkar ediyorlar. Türkiye''de merhum Elçibey''i en yakından tanıyanların başında Prof. Dr. Turan Yazgan vardır. Onu şahit göstererek yazıyorum: Elçibey, Azerbaycan petrollerinden Türkiye''nin % 20-25 nisbetinde faydalanmasını istiyordu. Ona göre petrolün % 75''i Azerbaycan''ın % 25''i Türkiye''nin olmalıydı. Büyük devletler ve petrol şirketleri O''nu devirdiler. Türkiye''ye % 1.2 nisbetinde pay bıraktılar. Aklımız başımıza çok geç geldi. İtiraz ettik. Aliyev, Azerbaycan hissesinden bize % 5 nisbetinde bir pay daha verdi. Türkiye''de politika yeteneği olanlar % 25''ten, % 6.2''ye düşmeyi bir zafer kazanmışçasına alkışladılar.
Aklını başına al ey Azerbaycan! 39 siyasî parti senin neyine gerek? Aklını başına topla ey Türkiye! Çünkü senin refahın, huzurun, yükselmen...Azerbaycan''la ve bütün Türk cumhuriyetleriyle çok güçlü münasebetler kurmana bağlı. Bağışla bizi Elçibey! Mekanın cennet olsun!

