ANAP Genel Başkan Yardımcısı Salih Yıldırım''dan bir açıklama geldi: "Doğu ve Güneydoğu Anadolu''da yaşayan vatandaşlarımızın % 80''i Türkçe bilmiyor!" Bir büyük ayıpla karşı karşıyayız. Bu iddia doğru ise, imparatorluk Türkiyesi de, Cumhuriyet Türkiyesi de, anlatılmaz bir ayıp altında demektir. Çünkü ciddî bir devletin en başta gelen vazifelerinden biri, vatandaşına kendi dilini öğretmektir. Doğu ve Güneydoğu''da, bin yıldan beri beraber yaşadığımız vatandaşlarımıza Türkçe öğretemeyen bir devlet, hiçbir şekilde mâzur görülemez. Ama hemen belirteyim ki Salih Yıldırım''ın bu iddiası kat''iyyen doğru değildir. Nitekim O''nun bu desteksiz açıklamasından sonra, kırk yıllık bir arkadaşım bana dedi ki: "Türkiye''yi yakın veya uzak bir tarihte bölmek isteyenler, hep böyle saçmalıklarla konuşuyorlar. Ben, Doğu ve Güneydoğu illerimizde, uzun süre doktorluk yaptım. Mesleğim gereği belki de bin köye gittim. İyi Kürtçe bilmeme rağmen, bana gelen hastalarla ve bölge halkıyla hep Türkçe konuştum. Gördüm ki Türkçe bilmeyenler değil % 80, % 8 bile değil. Türkiye, sinsi bir oyunla karşı karşıya!" Salih Yıldırım''ın bu talihsiz açıklamasından sonra, ANAP''lı Devlet Bakanı Rüştü Kazım Yücelen de konuştu: "Bir aya kadar Kürtçe TV yayınları başlayabilir!" dedi...
Türk Devletinin, hem Kürtçe eğitim yapmasını, hem de Ermeni soykırımını resmen tanımasını, bizden Avrupa Devletleri istiyor. Peki ama niçin? Hıristiyan Batı, Müslüman Kürd''ün kara kaşına kara gözüne mi âşık? Bu soysuz muhabbet neden? Avrupa devletleri, acaba Şark Meselesi''nden vaz mı geçti? Batı, şu malûm Şark Meselesi dolayısıyle, Müslüman Türk''ü, bir tek kişi kalmamak üzere, Anadolu topraklarından kazıyıp atmak istemiyor mu? Batı, 1095 tarihinden itibaren, 8 Haçlı seferiyle üzerimize saldırmadı mı? Sonra da devletimizi yıkmak için yüzden fazla plân hazırlamadı mı? İtalya''da, Roma Meydanı''nda, beyaz bir mermer levha üzerinde, müstakbel bir Doğu Roma İmparatorluğu haritası gördüm. Doğu ve Güneydoğu Anadolu, Ermenistan olarak gösterilmişti. Anadolu''da, Kürtler''e ait bir karışlık olsun yer ayrılmamıştı. Batı Dünyası''nın, Hıristiyan taassubunda Türkiye''yi yıkma ihtirası tepinip duruyor. Peki Türkiye bölündüğü takdirde, Kürtler oralarda devlet mi kuracaklar? Huzur içinde mi yaşayacaklar? Buna ancak, kafasında kırk tahtası noksan olanlar inanabilirler. Şimdi lütfen dikkat buyurun:
Ermeni-Asala teşkilatı-Erivan''dan, iki de bir bütün Dünyaya açık, kesin cümlelerle seslenip durmuyor mu? "Doğu ve Güneydoğu Anadolu, işgâl edilmiş Ermeni toprağıdır!" demiyor mu? Erivan ve Avrupa, Büyük Ermenistan dâvâsından vaz mı geçti? Ermenistan, Azerbaycan topraklarının % 20''sini işgal etmedi mi? Ermeniler, ne zamandan beri Kürtler''e dost gözüyle bakıyor? İsrail; "Fırat''tan Nil''e kadar uzayan topraklar, Tevrat''la bize vaat edilmiştir. Bizim müstakbel devletimizin sınırları Fırat''la Nil arasında olacaktır" demiyor mu? Bu düşüncesini kendi bayrağına bile işlemiyor mu? İsrail ne zamandan beri Kürtler''e muhabbet duyuyor? Suriye, "Hatay''dan Hakkâri''ye kadar olan bütün illerimizi kendi sınırları içinde göstermiyor mu? Moskova''nın, Deli Petro''dan beri Türkiye toprakları üzerindeki emellerini, Afrika çöllerindeki tamtamlardan mı sorup öğreneceğiz? Aklı başında olan herkes, kendi kendine düşünmelidir: Kürtçe eğitim yapmakla, TV yayınlarına başlamakla Türkiye''ye huzur mu getireceğiz? "Evet!" diyenlere Irak gerçeğini hatırlatmak istiyorum: Irak''ta, Kürtler''le Araplar dil-din-eğitim ve siyaset alanlarında eşit haklara sahiptirler. Irak Kürtler''i, Kürtçe radyo ve TV yayınları yapmakta, Kürtçe eğitim görmektedirler. Irak''ın 14 şehrinin 6''sında veya 8''inde Kürt valiler işbaşındadır. Çok uzun yıllar, Irak İçişleri Bakanlığı Sait Kazzaz gibi Kürt asıllı kimselerin elinde olmuştur. Ahmet Baban Irak''ta meşhur Başbakanlardandı ve Kürt asıllıydı. Irak kabinesinde daima Kürt bakanlar yer almıştır. Molla Mustafa Barzani''ye Irak''ın en meşhur köşklerinden biri tahsis edilmişti. Sonra ne oldu? Irak huzura kavuştu mu? Dün Barzani ayaklanması, bugün Barzani-Talabani çatışması Irak''a ve Irak Kürtlerine kan ve gözyaşından başka hiçbir şey getirmedi. Peki ama Kürtçe eğitim ve TV Türkiye''ye ne sağlayacaktır? Türkiye, çok büyük bir yanlışın ve facianın eşiğine itiliyor. Ayrıca sormak lâzım: Kürtçe TV yayını, bu dilin hangi lehçesiyle yapılacak? Kurmançca mı, Zazaca mı? Çünkü Kurmançlar Zazaları, Zazalar Kurmançları anlamıyorlar? Yoksa ikisiyle birden mi? Lütfen bu yazımı kesip, saklayın: Devletimiz Kürtçe TV yayınına ve eğitime başladı mı, ortaya, saatli bomba gibi kuvvetli bir gerekçe koymuş olacak. Yarın bazı lazlar başkaldıracaklar. "Bizim Kürtlerden neyimiz noksan? Biz de laz TV''si istiyoruz" diyecekler. Sonra: Çerkezler, Gürcüler, Araplar, Boşnaklar, Arnavutlar, Rumlar, Yahudiler ve Ermeniler sıraya girecekler. Kürtler''e "evet" diyen bir devlet, bu dillere itirazda bulunamaz. Türkiye kevgire döner. Birliğimizi ve dirliğimizi bindiğimiz gemiyi batırarak, sağlayacaklarına inanan gâfiller güruhuna "kalk borusu"nu kim çalacak acaba?

