Kaydet
a- | +A

Geçen yıl olduğu gibi bu yıl da, Türk Dünyası Yazarlar ve Sanatçılar Vakfı (TÜRKSAV) Çankaya''da, Cumhurbaşkanımızın himayelerinde, Türk Dünyasına hizmet eden ilim, fikir, sanat ve siyaset adamlarımızdan bazılarını ödüllendirdi. TÜRKSAV''ın bu çok önemli hizmeti, yazılı ve sözlü basınımızda pek ele alınmadı. Bazı gazetelerimiz ve televizyonlarımız, TÜRKSAV''ın bu kadirşinaslığına dönüp bakmadılar bile. Halbuki hadise çok mühimdi. Çünkü Türkiye''nin kalkınması, çağdaş medeniyet seviyesine ulaşması (Batı Dünyasıyla dirsek temasımızı kaybetmemek şartıyla) bütün Türk cumhuriyetleriyle siyasi-iktisadi ve kültür münasebetleri kurmamıza bağlı. "Peki bu nasıl olur?" Bu, konuyu bilen, kavrayan kimselerin gayretiyle, çoğalmasıyla olur. Ama bin defa heyhat! Bizim pekçok siyasimiz ve pekçok aydınımız, halkımız, bu idrake henüz ulaşabilmiş değil.

1990 yılına kadar Türk dünyasıyla ilgilenmek Devletimiz tarafından katiyyen hoş karşılanmamıştı. Hatta Atatürk''ün ölümünden sonra, "mahzun sınırlarımızın" dışında kalan soydaşlarımız üzerine yazmak ve konuşmak "Vatan Hainliği" olarak kabul edilmişti. Mesela değerli vatan şairlerimizden Orhan Şaik Gökyay aleyhinde 1944 yılında, İstanbul''da "Vatana ihanet" suçuyla dava açılmıştı. Sadece Orhan Şaik Gökyay mı? 1944 yılının iktidarı ve onun başı Nihal Atsız''ı da, Necdet Sançar''ı da Alparslan Türkeş''i de, Ord. Prof. Zeki Velidi Togan''ı da, Serdengeçti Osman Yüksel''i de, Zeki Sofuoğlu, Hikmet Tanyu, Reha Oğuz Türkkan, Dr. Hasan Ferid Cansever''i de... Vatana ihanet suçuyla götürüp tabutluklara tıkmıştı. Türkün bu vatanperver, bu idealist evlatlarına bir Bulgar veya bir Moskof kiniyle işkenceler yapılmıştı. Bu yürekli kişilere isnat edilen suç, onların Türkiye dışındaki Türklere ilgi duymaları, onları sevmeleriydi. Türk milliyetçileri hem 1944 yılında, hem de 12 Eylül 1980 sonrasında kendi vatanlarını, milletlerini, devletlerini, ordularını, bayraklarını... sevmenin anlatılmaz çilesini çektiler. Büyük zulümler gördüler.

Dün, Türk dünyasından bahsetmek büyük suçlardandı. Bugün Devlet Başkanımız, siyasi parti liderlerimiz bile, artık "Adriyatik Denizi''nden Çin Seddi''ne kadar uzayan Türk Dünyasından" bahsediyorlar.

Türkiye bir uçurum dibinden bir yayla düzlüğüne çıktı. Fakat bugün hâlâ, o uçurum dibinde kaldığımız yılların garipliği, bilgisizliği, plansızlığı içindeyiz. Bu bakımdan Türkiye, önünde açılmış olan namütenahi imkanlardan, güzelliklerden yeteri kadar istifade edemiyor. Çünkü Türkiye''nin yeni Türk Cumhuriyetleriyle ilgili olarak ciddi planları yok, kadroları yok, büyük devlet siyaseti yok.

Geçen hafta Iğdır''daydım. Orada, Türk Dünyasının büyük sevdalılarından biri olan ve sanat, edebiyat alanında aziz devletimizin yapmadığını-yapamadığını merhum dostum İbrahim Bozyel''le birlikte başaran Doç. Dr. Ali Yavuz Akpınar''la birlikteydim. Akpınar''ın bana anlattıkları, inanıyorum ki sizi de utandıracak ve dehşete düşürecektir. Diyordu ki: "... Benim çocukluk ve gençlik yıllarımdan 1980''li yıllara kadar, eski CHP iktidarının Iğdır''a getirdiği yasaklardan biri de Azerbaycan-Bakü radyosunu dinletmemekti. Haftanın belirli günlerinde, Bakü radyosu, Azerbaycan klasik musikisinden mükemmel örnekler yayınlardı. Halk, o porgramları zevkle dinlerdi. Ama hayır! Devrin zırcahil idarecileri, sadece sazların çaldığı o musiki programlarının dinlenilmesini istemezlerdi. Program başladı mı, birtakım kişiler dükkanlardaki ve evlerdeki radyoları kapattırırlardı. Niçin? Bunu anlamak mümkün değil! Iğdır halkının kendi soyuna, yani Oğuz boyuna muhabbet duymasına bazı yetkililer tahammül edemezlerdi. Yasağı koyanlar sözüm ona vatanperverlerdi. Azerbaycan''da kalan soydaşlarını seven Iğdır ve Kars halkı da sanki vatan hainlerimizdi."

Doç. Yavuz Akpınar''ı lütfen dinleyiniz. Diyor ki: "... Erzurum Üniversitesi''nde asistandım. Konum: Azerbaycan Edebiyatı idi. Araştırmalar yapmak üzere Bakü''ye gidiyordum. Erzurum''a dönüşümde, beraberimde (üniversitemiz için) kaynak kitap getiriyordum. Azerbaycan musikisiyle yüklü güzel plaklar alıyordum. Gümrükten geçerken bazı yetkililer getirdiğim o kitaplara ve plaklara el koyuyorlardı. Bana vermiyorlardı. Binbir defa utanarak, kırılarak, kahrolarak gidip mahkemeye başvuruyordum. "Ben ilmi çalışmalar yapan bir kimseyim. Bu kitapları incelemem şart. Kaldı ki Azerbaycan edebiyatı da bizim edebiyatımızdır. Orada yaşayanlar da bizim soyumuzdandır!" diyordum. Duruşmalar yapılıyor, bilirkişiler dinleniyor en az 7-8 aylık bir didişmeden sonra mahkeme kararıyla kitaplar bana veriliyordu. Ya o güzelim plaklar? diyeceksiniz. Bizim bilgili (!) yetkili (!) vatansever (!) kişilerimiz, plakları 5-10 toplu iğne çizgisiyle boydan boya yaralıyor, dinlenilmez hale getiriyor bana öyle teslim ediyorlardı. O Azerbaycan Türkülerinin pek çoğu bugün bizim Devlet Radyolarında ve televizyonlarımızda çalınıp söyleniyor artık!"

Bunları boşuna yazmıyorum. Dünü bilmeden bugünü değerlendiremeyiz. Dün Türk Dünyasıyla ilgilenenleri, aziz devletimiz tutup tabutluklara tıkıyordu. Onları 5 yılla 10 yıl arasında değişen cezalarla hapislerde çürütmek istiyordu. Bugün, Türk Dünyasına hizmet edenlere Çankaya Köşkü''nde, hem de Cumhurbaşkanımız eliyle ödüller veriliyor. Bu büyük adımı atan, bu çok önemli hizmeti yürüten TÜRKSAV Başkanı şair Yahya Akengin''e millet olarak teşekkür borçluyuz. Bu yıl, TÜRKSAV''ın ödüllendirdikleri kişiler şunlar: Prof. Reşat Genç, Tema Vakfı Başkanı Hayrettin Karaca, Prof. Dr. Sema Barutçu, Reha Oğuz Türkkan, Yılmaz Öztuna, Mustafa Necati Özfatura, Avni Anıl, Muzaffer Özdağ, Harun Tokak, Mustafa Demirbaş, Fatih Kısaparmak, Dr. Rasım Özyürek, Alper Yazoğlu, Mehmet Tekin, Atilla İçli, Mustafa Şemin, Sabri Ülker, Burhan Alkar, Cüneyt Ülsever, Seyfullah Türksoy, Prof. Özay Oral, Mezahir Afşar, Muhtar Şahanov, Gurban Durdugeliev, Tahir Kahhar ve Prof. Marika Cıkya!

Türk dünyasına hizmet edenlerin çoğalması Türkiyenin huzuru, aydınlığı ve güzelliği demektir. Sadece Türkiye''nin mi? Elbette değil. Bütün Türk Dünyası, kendisine sahip çıkacak, Türklüğün bayrağını yükseltecek yürekli evlatlar bekliyor.

Ben de Türksav''ın bu mübarek hizmetine minnettarlığımı ifade ederim.