“Göz görmeyince gönül katlanmaz.” “Gözümün önü” “Gözümün nuru” “Ahh gözlerin!”
“Yalan gözlerin…” Bu ve benzeri ifadeler kimi zaman bir atasözü, kimi zaman bir beyit, bir hitap; kimi zaman da bir duvar yazısı vb. şeklinde karşımıza çıkar.
“Gözler” her yerde ve her zaman geçerli akçedir. İnsanın sağlıklı olmasına en önemli işaretlerden biri olduğu kadar, zaman zaman insanı hemen ele veren yegâne duygu turnusolü de gözlerin bakışıdır. Buna ışık tutan en önemli atasözlerimizden biri de “gözler yalan söylemez” sözüdür. Bu sözün altına bir kişi hariç herkes imzasını atabilir. O da gözünün söylediği doğrunun tersini söyleyenler. Bu hatayı birçoğumuz farkında olmadan yaparız veya farkındaysak bile mutlaka bir mazeretimiz (!) vardır. Mutlaka iyi niyetli (!) olarak yapmışızdır. Fakat bu mazeret ve iyi niyetler bir müddet sonra bizi ve toplumu tehdit eden fiiller olarak geri dönmektedir.
Aslında çok haksız sayılmayız bunları yaparken. Zira yaratılış gereği göz sadece karşısında olanı görecek şekilde yaratılmıştır. Yani kendini görmez. Böyle olunca gözdeki bu haslet ait olduğu vücuda tesir etmez. Etki seviyesine göre de hata oranı artmakta veya azalmaktadır. Kim ki hep karşısındakini görmekte ısrar ederse bütün değerlendirmeleri karşıdakine göre olacak, hata ve günahlar karşıdakine yüklenecek, azarı hep karşıdaki işitecek, hatta biraz daha sıcak olaylarda fiziksel şiddet ile karşıdaki muhatap olacak. En son cümledeki fiilleri yazmak kadar yapmak da çok kolay ama unutulmamalı ki dünya kurulduğundan beri hemen hemen her toplumda çok olan değil az olan kıymetli olmuştur.
Birçoğumuz bu gerçeklere adımız kadar inanıyor ve bunları kabul ettiğimizi her fırsatta ifade ettiğimiz hâlde yine kabahati karşımızda bulmaya, ona fırça atmaya, arabada yol onun olduğu hâlde ondan yol isteyip de vermediğinde el kol hareketi yapmaya; bağırmaya devam edebiliyoruz. Niye? Bunu da bir yarın anlatalım mı, ne dersiniz?
Ayhan Özbek – Eğitimci Yazar
ŞİİR
Ben yordu beni
Koşarken bir deli sevda peşinden
Yine akşam oldu, gün yordu beni
Uyanıp en derin dünya düşünden
Yarını beklerken, dün yordu beni
Beni benden alan, ben yordu beni...
Döktüğüm yaş değil, inan can teri
Vur artık canıma, candan neşteri
Can olurmuş ancak cana müşteri
Canıma can katan, can yordu beni
Beni benden alan, ben yordu beni...
Yaşanmış onca şey, onca hatıra
Sığar mı, sığmıyor birkaç satıra
Âfaktan, enfûse gelirken sıra
An gelir, an geçer; an yordu beni
Beni benden alan, ben yordu beni...
Sessizce beklerken sensiz visali
Sonunda sen oldum mecnun misali
Sen düşün içine düştüğüm hâli
Sen dinle, sen anla, sen yordu beni
Beni benden alan, ben yordu beni...
Suları çekilmiş kör kuyu gibi
Düştüğüm hayatın dibinin dibi
Meftun'um hâlimin tek müsebbibi
Beni benden alan, ben yordu beni
Beni benden alan, ben yordu beni
Kadir Çetin (Meftun)
KELAMI KİBAR KİBARI KELAMEST
Büyükler buyurdular ki;
Evliyaların sözü, sözlerin en büyüğüdür. Hatta Mübarek Hocamız buyurdular ki; Bilmiyordum, Abdülhakîm Efendi hazretleri buyururlardı ki; Hazır olsak hesaba katılmayız, gaip olsak aranmayız. Efendim, bunu ilk söyleyen Mevlâna Halid-i Bağdadi "kuddise sirruh" hazretleri olmuş. Mevlâna Hâlid-i Bağdadi hazretleri buyurmuşlar ki; biz kim oluyoruz ki, hazır olsak hesaba katılmayız, gaip olsak aranmayız. Çünkü hep birbirine aynı zincirle bağlı, aynı kaynaktan alıyorlar, aynı şeyi söylüyorlar. Fî emanillah”

