ABD''nin desteği ile Temmuz 2000 başında ABD Dışişleri Bakanı Madeleine Albright''ın tabiri ile bir "demokrasi toplumu" Varşova''da toplandı. Yüzden fazla devlet, insan haklarına saygı ve demokratik yönetim hakkındaki nihai deklarasyonu imzaladılar. Ama Fransız Dışişleri Bakanı Hubert Vedrine imzalamadı. "İnsanlar ezici genellemelerden ve başkalarına ders vermekten kaçınmalıdırlar" dedi ve "demokrasi ihracat ile değil fakat gelişme ile olur" diye ilâve etti. Fransızlar bir süredir "beğenseniz bile başkası tarafından formüle edilen şeyi kabul etmeyin" diye bir ilke tutturdular. Hele bu, ABD tarafından formüle edilmişse Fransa mutlaka reddetmelidir! Demokrasinin ihraç edilemeyeceği bir gerçektir ama tam bir gerçek değildir. Demokrasi, İkinci Dünya Savaşı sonunda Almanya''ya, İtalya''ya, Japonya''ya ihraç edilmemiş midir? Kosova''da insan haklarına katilce hücum, aralarında Fransız savaş uçaklarınını da bulunduğu bir hava müdahalesine yol açmamış mıdır? Demokrasi, bazan dışardan savunulmalıdır. 1970''lerde diktatörlükten kurtulmaya çalışan İspanya ve Portekiz NATO''nun himayesi olmadan demokrasiye yumuşak geçiş yapabilecekler miydi? Bugün de Polonya, Çek Cumhuriyeti ve Macaristan bundan yararlanıyorlar. Bazan da düzeltmek ve teşhir etmek gereken kötü yola sapmalarda demokrasinin müdahale etmesi gerekir. En çarpıcı örnek hiç de acemi olmayan Rusya Başkanı Putin''in muhalefeti merhametsizce ezmesi ve Kremlin''in SSCB''den ayrılan cumhuriyetleri yeniden boyunduruk altına almaya çalışmasıdır. İlgisizlik genç demokratik müesseselere zarar vermektedir. Haiti''nin Mayıs''ta yapılan hile karıştırılan genel seçimleri gibi. Yahut sırf ismi demokrasi olan Zimbabve''yi ele alalım. Burada başkan Mugabe otokratik idaresini yürütmek için despotizmin bütün aletlerini kullanmıştır. İngiltere dışında hiçbir Batı hükümeti, muhalefeti ve beyaz azınlığı savunmak için sesini yükseltmemiştir. Eğer itirazlar birlikte ve çok olursa tehdit edene göz dağı verilmiş olur. Winston Churchill''in alternatiflerin en az kötüsü dediği demokrasi niçin büyüktür? Demokrasi, sade seçim sandıkları değildir. Bir de liberal sıfatını eklemek lazımdır. Liberal yönetim sınırlı yönetim demektir. Bunda azınlığın ve mülkiyet haklarının korunması gerekmektedir.
Demokraside ifade, basın ve toplantı hürriyetleri ve hukuk devleti binaenaleyh bağımsız adliye de gerekmektedir. Bunlar yoksa sözde demokrasiler vardır, Mugabe''ninki gibi. Birçok otokratın ve onları savunanların dedikleri gibi maddi ihtiyacı olmamak hürriyetten daha önemli değildir. Bir hapishane mahkûmu iyi beslenir ve iyi bir yerde korunur, bunu ister misiniz? Liberal demokrasi, otoriterlikten zenginlik ve refah bakımlarından her zaman üstündür. Mugabe''nin Zimbabve''sine bakınız. Çiftlikleri kolektifleştir, boş ambarlardan başka ne elde edersin? Düşmanlarını korkut ve bu da turistleri kaçırtmaz mı? SSCB''nin despotizmi, nasıl fukaralığa yol açtığının canlı örneği değil miydi? Mülk güvende devlet gücü sınırlı ise enformasyon serbestçe akıyorsa insanlar istedikleri işte çalışır veya yatırım yaparlarsa kaynaklar zenginlik doğurur. Nobel ödülünü kazanan Amartya Sen: "Özgürlük zenginlerin acayip ve tuhaf lüksü değil fakat gelişmenin en önemli şartıdır" diyerek bu noktayı iyi belirtmiştir. "Demokrasiler toplumu" genç ve zayıf demokrasiler için bir ümittir. Nitekim ev sahibi Polonya Dışişleri Bakanı Bronislaw Geremek, toplumu kastederek Bu klüp milli egemenlik ile milletlerarası tesanüt arasında bir köprüdür" demiştir.

