Polonya''ya ilk kez 1979''da Krakov''daki bir insan hakları konferansına katılmak için gitmiştim. Konferansa katılan Polonyalı aydınlar çok üzüntülü idiler, zira ülkeleri bir diktatörlüktü. Onlar sansürsüz, polis aşırılıkları olmayan ve sınırları kapalı olmayan bir demokrasi istiyorlardı. Ayrıca merkezden yöneltilen gayrimantıki ekonomi yerine serbest piyasa ekonomisi istiyorlardı. Polonya''nın tekrar egemen bir ulus olmasını, Sovyet askerlerinin yurtlarını terketmesini, Sovyetler Birliği''nin yıkılmasını arzu ediyorlardı. Polonyalı aydınlar bunları onlarla yalnız olduğumuzda söylüyorlar, odaya başka bir Polonyalı girdiğinde o zamanki rejimi övmeye başlıyorlardı. Başka deyişle birbirlerine dahi itimatları yoktu.
1989 yılında komünizm Polonya''da beklenmedik bir şekilde yıkıldı. Bu, acaba Polonya asıllı Jean Paul II''nin Papa seçilip birçok kez anayurdunu ziyaret etmesi sonucu mu olmuştu? Yoksa ABD Başkanları Jimmy Carter ve Ronald Reagan''ın politikaları neticesi miydi? Acaba Mihail Gorbaçov Sovyet imparatorluğunu modernize etmek isterken istemedik bir şekilde bu imparatorluğa bir ölümcül darbe mi vurmuştu? Şüphesiz bu faktörlerden herbiri önemli rol oynadı. Fakat Polonya''nın komünizme karşı zaferi Solidarite (Dayanışma) hür işçi sendikası lideri ve Polonya''nın komünizmden sonraki ilk cumhurbaşkanı, Nobel Barış ödülü sahibi Lech Walesa olmadan mümkün olmazdı. Polonya''nın demokrasiye açılması 1989 Nisanında yönetici komünistlerle muhalif antikomünistler arasında yuvarlak masa müzakereleri sonucu olmuştur. Bu, 20''nci yüzyılda Polonya''da en ihtiyatlı siyasi hareketi teşkil etmiştir. İdam mangaları, sokak çatışmaları olmadan hatta bir tek cam kırılmadan Polonya hürriyete ve bağımsızlığa açılan yolu müzakerelerle mümkün kılmıştır. Genel grevler başladığı ve şiddet arttığı bir sırada komünist idareciler, yasaklanmış Dayanışma Sendikasını meşrulaştırarak güç ve sevimsiz kısıtlayıcı tedbirleri almayı kolaylaştıracaklarını sanıyorlardı. Dayanışma Sendikası ve müttefikleri ise komünist sistemi yıkmayı akıllarına koymuşlardı. Yuvarlak masa müzakerecileri, komünist partinin bir kalesi olan parlamentodaki sandalyelerin yüzde 35''inin halk oyu ile seçilmesi kararı aldılar. Senato serbestçe seçilecekti ve iki meclis tarafından seçilecek cumhurbaşkanlığı makamı çok kuvvetli olacaktı. Yuvarlak masa müzakerecileri bir de muhalefet medyasının kurulmasını kararlaştırdılar. 1989 Haziran genel seçimlerinde Dayanışma ve müttefikleri hayret verici ve ezici bir zafer kazandılar ve Polonya siyaset sahnesinde, bütün tarafların rızası ile Sovyet blokunda ilk komünist olmayan hükümet kuruldu. Tadeusz Mazowiecki''nin başbakanlığındaki bu hükümet bir ümit hükümeti idi. Hükümetin felsefesi devamlı fakat dikkatli reformlara dayanmakta idi. SSCB''nin yıkılması düşüncesi bile ortada yoktu.
Demokrasinin düşmanlarına karşı -ki bunlar asker ve polisi kontrol eden bakanlıkları hâlâ ellerinde tutuyorlardı- dikkatli olmalıydı. Polonya demokrasisinde yöntem, taviz ve milli uzlaşma ile diktatörlükten demokrasiye geçiş İspanya denemesinin tekrarı olacaktı. Bu yöntemde intikam, misilleme, yenen ve yenilen olmayacaktı ve gelecek hükümetler seçimle iş başına geleceklerdi. Esaslı konularda sosyal ahenk için bu gerekliydi. Eski rejimin savunucularını bağımsızlığın, serbest piyasa ekonomisinin, demokrasinin müdafileri haline sokmak gerekiyordu. Af çıkarıldı. Savcı ve tahkik heyetleri yerine yargıya tarihçi ve artist vereceklerdi. Bu büyük Polonya Kadife İhtilali idi. Dışarıyı da etkiledi. Berlin Duvarı düştü, Çekoslovakya''da da Kadife bir ihtilal yapıldı. Fakat her ihtilal gibi hayal kırıklığı da getirdi. En önemli ve en güç hükümet reformu Maliye Bakanı Leszek Balcerowcz''in ekonomik transformasyonu idi.
Buna Polonya''da Şok tedavisi denmiştir. Yeni hükümetler sevilmek isterler, çoğu para dağıtır. Fakat Mazowiecki sıkı ekonomi politikası uyguladı ve şimdi anlaşılıyordu ki Polonya''nın bugünkü refahı bu karara bağlıdır. Demir iradeli ve ihtilalci imajinasyon sahibi bir siyasi olan Balcerowcz baştan itibaren şiddetli eleştirilere muhatap oldu. Onu paranın esiri ve gayri insani olmakla, işsizlik oluşturmakla suçladılar. "Zengini zengin edip fakiri mahvediyor" dediler. Ama Maliye Bakanı başardı, yolunda hatalar, tutarsızlıklar hatta rezaletler olmasına rağmen Polonya emsalsiz bir ekonomik gelişme ve sosyal ilerleme gösterdi.

