Kaydet
a- | +A

Hürriyet gazetesi gazeteci Orhan Tokatlı''nın yayınladığı bir kitabın önsözündeki "Özal kurşunla değil kırılan cam bardak ile yaralandı" iddiasına dayanarak Türk ve dünya kamuoyunun aldatıldığını iddia etti. O suikasti bizzat görmüş bir milletvekili olarak müşahedemi anlatmak istedim. Kongre binasına girerken avluda 10''dan fazla ambülansın bulunması dikkatimi çekmiş ve hayret etmiştim. O sırada Sağlık Bakanı dostum Bülent Akarcalı idi. Kendi kendime "Salonda

herhalde sıcaktan hastalananlar olabilir veya kalp hastaları fenalaşabilir. Bülent bey bunları dikkate almıştır" dedim Tribünlerde Bakan İmren Aykut''la oturuyorduk. Birden iki ampul patlaması gibi bir ses duydum. Meğer suikastçı Kartal iki el ateş etmiş. Rahmetli Özal ve Semra hanım için salona iki koltuk konmuştu. Rahmetli Özal 15 dakika kadar geç ve Semra hanımla el ele salona girdiler ve o koltuklara oturmayıp doğrudan konuşmasını yapacağı platforma çıktılar. Meğer suikastçı Kartal Demirağ salondaki o iki koltuk yanında bekliyormuş; Özal oraya oturur oturmaz hemen yanından ateş edecekmiş, herhalde sonuç çok acı olurdu. Kongre başkanlığına, Bakan Metin Emiroğlu seçilmişti.

Bulunduğu yerden sayın Özal''ın yaralandığını o da yakinen görmüştür. Silahlar patladıktan sonra ortalık karıştı, salondaki çeşitli bakan ve milletvekilinin eğitimsiz korumaları rastgele yaylım ateşi açtılar. Kartal Demirağ''ın bir eğitim gördüğü aşikârdı, salonda kıvranıp yuvarlanarak öbür tarafa geçti. Bu arada Erkal Zenger "yere yat" komutu verdi zira yaralanmalar başlamıştı. Zenger''in bu yerinde komutu sanırım pek çok can kurtarmıştır. Bu komut üzerine ben de yere yattım, sayın İmren Aykut yatmadı, olaydan hemen önce ikimize kola ikram edilmişti. Birden Aykut''un "hocam bir şey hissetmiyor musun" şeklinde telaşlı sorusuna muhatap oldum. Beyaz gömleğim üzerinde artan, büyüyen bir kahverengimsi leke vardı. Kendi kendime ''yaralanmalarda ilk kez acı duyulmazmış, galiba ben de vuruldum'' dedim. Zira korumaların ateşi ile 10''dan fazla kişi yaralanmış ve hemen başlangıçta bahsettiğim ambülanslara taşınmışlardı. Ayrıca Güneş Taner, kongreyi takibe gelmiş Avrupa Konseyi üyesi Avusturyalı Senatör Adler gibi kişilerin de bilhassa pantolanları kurşunlarla delinmeye başlanmıştı. Biraz sonra iş anlaşıldı, Aykut heyecanından elindeki kolayı yerde yatan benim göğsüme dökmüştü. Yaralanmadığım için Allahıma şükrettim.

Seneler sonra Özal''ın kurşunla değil de kırılan bardakla yaralandığı iddiası ortalığı karıştırdı. Kurşunlar atılır atılmaz Özal kürsünün arkasına doğru kaydı, biz vuruldu sanmıştık. Biraz sonra ayağa kalkarak büyük bir soğukkanlılıkla önce Allah''a şükredip konuşmasına devam etti. Bu kadar kısa bir süre içinde bir senaryo yapmak mümkün değildi. Nitekim bunu yaptığı ileri sürülen Erkal Zenger, Tokatlı ve iddianın sahibi Mehmet Altınsoy aleyhine televizyonda açıklamalar yaptığı gibi iftira davası açacağını da açıkladı. Altınsoy ise "kurşun yarası var da demedim yok da demedim" diye televizyonda garip bir izahta bulundu. Halbuki Tokatlı kurşun yarası olmayıp kırık bardak olduğunu yazmış ve Hürriyet de "kurşun yalanı" diye sürmanşet atmış ve çok değer verdiğim başyazar Oktay Ekşi de "Maskaralık" diye bir yazı yazmıştı. Birkaç gün sonra yine Hürriyet''te değerli yazar Çölaşan suçun, işi incelemeden yazan Tokatlı''ya ait olduğunu açık açık yazıyordu. Bence burada bir lüzumsuz acelecilik, habercilikteki diğerlerini atlatma hevesi, bunu kullanarak kötü bir oyun oynadı. Bu bir ders olmalı. Tarihe mal olmuş devlet başkanlarının hatırasına bilhassa saygı gösterilmelidir. Gazeteci, hislerini -merhumu sevip sevmemeyi bir tarafa bırakıp- olayı teyit ettirdikten sonra haberi yazmalıdır. Burada büyük Atatürk''ün bir sözünü hatırlatmak isterim: "Tarih yazanlar tarih yapanlara sadık kalmazlarsa; tarih, içinden çıkılmaz bir hal alır." Özal tarih yapmış büyük bir liderdi, hatırasına saygı gösterelim.