Kaydet
a- | +A

Birinci Dünya Savaşında yenik merkez devletleri ile anlaşmalar yapılmış Türkiye barış anlaşması en sona bırakılmıştı. İngiltere, Osmanlı Hükümeti ile barış yapıldığı takdirde Kuvva-yı Milliye Hareketi''nin dağılacağını düşünüyordu. Damat Ferit de 5 Nisan 1920''den beri hükümetin başında idi. Bu da İngilizler''e bir ümit vermişti. 22 Nisan 1920''de Osmanlı Hükümeti barış konferansına davet edildi. Bu daveti kabul eden âciz Osmanlı hükümeti eski Sadrazam Tevfik Paşa''nın başkanlığında bir delegasyonu Paris''e yolladı. Türkiye Büyük Millet Meclisi 23 Nisan 1920''de toplandı, başkanlığa Mustafa Kemal Paşa''yı seçti. M. Kemal Paşa 30 Nisan 1920''de bütün Avrupa devletleri Dışişleri Bakanlıklarına bir nota yollayarak Türkiye Büyük Millet Meclisi''nin kuruluşunu bildirdi. Bu nota bundan böyle ancak Ankara Hükümetiyle görüşülebileceğini ihtar ediyordu. Müttefikler Yüksek Konseyi 21 Ocak 1920''de Clemenceau''nun sonra Millerand''ın başkanlığında toplanarak Türklerle yapılacak barış şartlarını tesbit için komisyonlar teşkil etmişti. Yüksek Konsey, 11 Mart 1920''de zaten fiilen askeri işgal altındaki İstanbul''un işgalini kararlaştırmış bu da 16 Mart 1920''de vuku bulmuştu. Türkler''e barış şartlarının tebliği 20 Mart''ta yapılacaktı. Fakat hazırlıkların tamamlanmaması üzerine tebliğ işi geriye bırakıldı. Bunun üzerine Lloyd George''un rakibi Asquilth Avam kamerasında bu ertelemeden şikâyet etti. Barış şartlarının neden Türkler''e tebliğ edilmediğini şu olay açıklamaktadır: 24 Mart 1920''de Fransız Başbakanı Millerand, Paris''teki Yunan elçisi Romanos''a İstanbul''daki Müttefik Yüksek Komiserlerinin oybirliği ile, Türkiye''ye yeni bir savaş açmadan ve Anadolu''ya yeni bir seferi kuvvet yollamadan önerilen barış hükümlerini Türkiye''ye zorla kabul ettirmeye imkan bulunmadığını rapor ettiklerini ve bu rapor karşısında kendisinin Yüksek Konsey''den kararlarını değiştirmesini istediğini bildirmişti.

Eski Cumhurbaşkanı Raymond Poincare de Revue des Deux Mondes adlı dergide Doğu Sorunu üzerine yazdığı seri makaleler dehükümlerin değiştirilmesini savunmuş ve Vonizelos''a açıkça müttefiklerin, Yunanistan''ın İzmir''in işgaline müsaade etmekle ciddi bir hata yaptıkları kanısında olduğunu yazmıştır. Bütün bunlara rağmen Millerand, Clemenceau ve Briand''ın baskısı ile ısrar edildi, hükümler aynı kaldı. Lloyd George da Harbiye ve Hindistan Bakanlıklarının karşı olmalarına rağmen Yunan isteklerini destekledi. 19 Nisan 1920''de barış konferansı San Remo''da İtalyan başbakanı Mitti''nin başkanlığında toplandı ve Türkiye ile yapılacak barışın kesin şartları orada tesbit edildi. Buna rağmen Paris''te barış müzakerelerine devam edildi. 11 Mayıs 1920''de barış şartları Türk başdelegesi Tevfik Paşa''ya bildirildi. Bu anlaşmayı kabul veya red için bir aylık bir süre tanınmıştı, sadece özeti ve başlıca hükümleri Türk delegelerine bildirilen anlaşmanın tam metni 17 gün sonra İstanbul''a gönderilmiştir. Anlaşmanın tam metninin yollanmasından önce Türk basınında çıkan özeti memleketi mateme boğmuştu. 21 Mayıs 1920 Cuma günü Cuma namazından sonra bütün İstanbul miting yaptı. "Biz insanlara yakışmayan bu barış şartlarını kabul etmeyeceğiz" diye karar alındı. Türk delegasyonu cevap süresinin 11 Temmuz''a kadar uzatılmasını 31 Mayıs''ta istedi. Barış Konferansı Genel Sekreteri ise sürenin 26 Haziran''da sona ereceğini bildirdi. Sadrazam Damat Ferit 12 Haziran''da bizzat Paris''e giderek andlaşmanın değiştirilme imkânlarını aradı. Andlaşma hükümleri, Barış Konferansının inceleme ile görevlendirdiği Tahkik Komisyonu Raporuna, İngiltere Dışişleri ve Harbiye Bakanlıklarının görüşlerine aykırı idi. İstanbul''daki İngiliz, Fransız ve İtalyan Yüksek Komiserlerinin görüşleri de metindeki hükümlere karşı idiler.

Fakat Llyod George, Venizelos''a kulak vererek Yunanistan''ın Türkiye''de istediğini yapabileceğine inandı ve kişisel diplomasi ile Andlaşmaya son derece ağır hükümler sokturdu. Bu ara TBMM 18 Haziran 1920''de Misakı Milliye yemin etti. 18 Temmuz 1920''de Fransız Başbakanı Alexandre Millerand Osmanlı Hükümeti delegelerine tehdit dolu bir memorandum verdi. "Bu andlaşmanın Türkiye''nin, Türk Hükümetlerinin çok zalimce ve çok kötü bir şekilde yönettiği toprakları üzerinden egemenliğini kaldırdığı doğrudur. Fakat Andlaşma Türkiye''yi milli devlet olacak geniş ve üretime elverişli bir ülkeye sahip olarak muhafaza etmektedir. Andlaşma hükümlerinden hiçbiri Türk milletinin eğer metotlarında reform yaparsa müreffeh bir millet olmasını engelleyecek mahiyette değildir" diyordu. Bu memorandum, yanlışlarla dolu idi. Bir kerre Türk hükümetlerince çok zalimce ve çok kötü bir şekilde yönetilen topraklardan hemen hepsi bahsediyordu. Halbuki Türk dini toleransı ve temessül etmeme ilkeleri Osmanlı imparatorluğundaki terkedilen bütün toprakların zalimce yönetilmediğini gösterir. Toprakların Milletler Cemiyetinin (A) mandasına tâbi olduklarını kendileri tesbit etmişlerdi. (A) mandası bağımsızlığa çok yakın, milletlere tanınan bir statü idi. Bu milletlerin çok iyi bir şekilde yönetildiğini göstermekte idi. İkinci yanlış Türkiye''yi Milli devlet olarak geniş ve üretime elverişli bir ülke olarak muhafaza edildiği iddiası idi. Türkiye andlaşmaya göre Orta Anadolu''ya Ankara ve civarına tıkılmaya zorlanmış bir ülke olacaktı. Zaten bunu da anladığından Başbakan Millerand "Eğer metotlarında reform yaparsa müreffeh bir millet olmasını engelleyecek mahiyette değildir" diye bir mazeret de ileri sürmüştür. Vahdettin''in Andlaşma şartlarını incelemek üzere kurduğu Meclis üyeleri Ferik Rıza Paşa dışında andlaşmayı kabul ettiler. Bunun üzerine Damat Ferit, Hadi Paşa ve Rıza Tevfik Bey''i andlaşmayı imzalamaya Paris''e yolladı. 10 Ağustos 1920''de imzalanan bu andlaşma hiçbir zaman yürürlüğe girmemiştir, zira Türkiye tarafından onaylanmamıştır.