30 Ağustos 1922 zaferinin 78. yıldönümüdür. Silâhlı Kuvvetlerimiz''e ve Türk milletine kutlu olsun. Müstevli ordularını vatanın harîm-i ismetinde yok eden başkumandanımız Müşîr Gazi Mustafa Kemal Paşa''yı, Atatürk''ümüzü şükran, sevgi ve saygıyla anıyoruz.
Ve 10 gün sonra İzmir... Hemen aynı günde Bursa, sonra Edirne ve İstanbul... İmparatorluğumuzun bütün taht şehirleri...
Bütün vatan 3 yıl, 3 ay, 25 gün İzmir diye inledi, Bursa için kan ağladı. Ankara''da Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeleri 2 yıl, 4 ay gündüz oturmadı, gece uyumadılar.
Muzaffer Başkomutan, İzmir''e girdikten sonra Ankara''ya döndü. Başkanı olduğu Türkiye Büyük Millet Meclisi''nin huzuruna çıktı. Milletvekillerine şöyle hitab etti:
"Arkadaşlar! Bir asker sadakat ve itaatiyle emirlerinizi yerine getirdim. Bundan dolayı, bir insan kalbinin nadiren duyabileceği memnuniyet içindeyim. Kalbim sevinçle doludur. En karanlık ve bedbaht günlerimizde Meclisimiz''in sarp ve yalçın bir kaya gibi azim ve imanı, bize büyük zafere erişmek imkânını verdi. Pek azîz ve muhterem arkadaşlarım! Sizi, bütün dünyaya karşı temsil eylediğiniz hürriyet ve istiklâl fikrinizin zaferinden dolayı tebrik ediyorum."
Milletvekillerimiz, başkanları Atatürk''ün böylesine hitab ettiği bir Meclis''in üyeleri bulunmanın bilincinde olmalıdırlar. Bu bilinç yalnız mutluluk ve şeref kaynağı değildir. O derecede ağırlıklı bir sorumluluk şuurunun da göstergesidir.
4 gün önce Afyon''daki 26 Ağustos törenlerinde, göğsünde İstiklâl Madalyası taşıyan Kurtuluş Savaşı ve Büyük Zafer gazisi bir pîr-i fânî konuşurken, bir tuğgeneral ağladı. Ekranda seyrettim, gözlerim yaşardı. General, o kutlu günde o şeref meydanında bulunamadığı için ağlıyordu. Bu gözyaşları, Türk varlığının ebedî güvencesidir.

