Adnan Menderes 1959''da daha sadece 6 üyesi bulunan Ortak Pazar''a resmen müracaat etti. Onun yaman muhalifi İsmet İnönü 1963''te Ankara Andlaşması ile resmî adaylığımızı imza, ilân ve kabûl etti. Bunun mânâsı açıktır: Türkiye''de oyların yüzde 90''ının temsilcisi çok büyük iki parti, gerçek merkez sağ ile merkez sol, Avrupa Birliği üyeliğimiz üzerinde anlaşmışlardı.
Niçin anlaşmasınlar ki, Sadrâzam (Başbakan) Âlî Paşa''nın Paris''e giderek imza koyduğu 1856 Paris Andlaşması ile Türkiye, resmen 7 büyük Avrupa Devleti''nden biri olmuştu (diğerleri İngiltere, Fransa, Rusya, Avusturya, Almanya hâline gelmeye çalışan Prusya ve İtalya hâline gelmeye çalışan Sardunya''dır).
İngiltere ve Fransa ile dostluk andlaşmaları imzalıyarak yön gösteren Atatürk''ün hedefi belli idi. Hiçbir rejim ve iktidar değişikliği ile ilgisi bulunmıyan, hepsinin üzerinde Türkiye millî devlet politikası idi. Üçüncü Selim''den beri (1793) değişmedi. Bocaladığı oldu, ama aynı noktaya geldi. Atatürk hayatta olsa idi, Yunanistan''ın Türkiye''den önce AB üyeliği mümkün değildi.
Ama sonra bize birşeyler oldu. Millî hedeflerimizi şaşırdık. Çok vakit kaybedildi.
Demokrasimizi ve ekonomimizi çağdaşlaştıramadık. Bu çağdaşlaşmanın AB ile hiçbir ilişkisi yok. Bize gerektiği için gerçekleştirmek zorundaydık. Olmadı. Olsa idi bugün AB''ne neyimizin eksik bulunduğunu sorabilirdik.
Şimdi çok büyük şans doğdu. ABD olsun, AB olsun, Türkiye''siz bir Avrupa''nın dünya düzeninde ve dengesinde zorlanacağını anladı. Ankara''da, hârikulâde uyuşabilen bir koalisyon oluştu. Buna da ihtimal verilmiyordu. Zira 3 partinin ayrı felsefelerden geldikleri âşikârdır.
Ama AB içinde Avrasya''ya ulaşmak politikamızda hemen hemen millî konsensüs ortaya çıktı. Bir jeostratejik gerçeğin ifadesi olan Adriyatik''ten Çin Seddi''ne tabiri ile dalga geçenler, yanıldılar. Bugünki sınırları içinde Büyük Türkiye ideali görünür hâle geldi. Gerçekleşmek için millî iradenin şahlanmasını bekliyor.

