Avrupa Birliği üyeliği sürecinde Türkiye''de pek çok şey değişecek. Pek çok şey artık eskisi gibi olmayacak. Ancak Türk devletinin temellerini oluşturan bazı ilkeler asla değişmez. En önemli üçü şunlardır:
Bölücülük, bölünme, etnik farka dayalı ve otonomiyi hatıra getiren imtiyazlar mümkün değildir. Avrupa Birliği''nin etnik ayrışmayı kolaylaştıracağını ümit edenler, hayal kırıklığına uğrayacaklardır.
Türkiye''de iki asırlık yenileşme hareketini durdurmak, tersine işletmeye kalkışmak imkânsızdır. Bu hususu Anayasa, laiklik kelimesiyle belirlemiştir. Din ve Devlet ayrılmıştır. Ancak dinî kurumların ve faaliyetlerin Devlet denetimi dışında bırakılması bahis konusu olmaz. Bu hususta Osmanlı geleneğini sürdüreceğiz. Bu arada, dinî mevzularda eskimiş kısıtlamalar varsa -ki vardır- elbette kaldırılır. Din konusu Türkiye''de çok hassas hâle geldi. Zira Osmanlı Türk anlayışındaki Müslümanlıktan koptuk.
Atatürk, binlerce yıl millî kahramanımız olmakta devam edecektir. Bununla beraber Atatürk adına yobazlık yapan, milleti baskı altında tutarak menfaat sağlamaya alışmış bir kadro vardır. Bunların içinde samimi duyguyla 1938''de dondurulmuş bir Atatürk''ü idealleştiren de mevcuttur. Atatürk''ü, en mümeyyiz vasfı bulunan Türk milliyetçiliğinden soyutlayarak yutturmaya çalışanlar ise daha fazladır. Bütün dönemler gibi Atatürk dönemi de eleştiriye açıktır, tabu falan değildir. Ama bu, uzman tarihçilerin işidir.
Avrupa Birliği üyesi sıfatıyle tam demokrasiye geçecek Türkiye''de birtakım müfrit fikirlere aksiyon alanı açılacağını umanlar, yanılıyorlar. Zira Devlet, kendini savunur. Bütün olgun demokrasilerde Devlet kendini nasıl savunuyorsa, Türkiye Cumhuriyeti''nde de aynı şekilde savunacaktır.

