Son Brüksel Belgeseli, Türkiye''ye önemli mükellefiyetler yüklüyor. 1 yıl sonra kendimize gelmemiz, 3 yıl sonra bütün köhnelikleri üzerimizden atıp çağdaşlıktan parıldamamız gerekiyor.
Alt yapıyı, millî iradenin tek sahibi olan Türkiye Büyük Millet Meclisi sağlayacaktır. Birinci Meclis''i (1920-23) hiçbir çağda erişilemez şeref çizgisinde bırakırsak, en başarılı dönemlerden birini oluşturması elindedir. Temsil ettiği yüce milletin nefretle, küçümsemeyle izlediği pis parti çıkarlarından ve çekişmelerinden arınabilirse, AB için yasal desteği sağlar.
Bir şart daha var: İç Tüzük, ıslah edilmelidir. Vakit ziyanını mucip ne kadar unsur varsa, ortadan kaldırılmalıdır. 1980 meclisinde değiliz. 2000 yılıdır. Ve AB düzeyine tâlibiz ki, Türkiye''nin bütün çehresini değiştirecektir.
Anayasa tadili kaçınılmaz zarurettir. Paket hâlinde getirilmelidir. Bu zarurete Anayasa Mahkemesi, Yargıtay, Danıştay başkanları, hukuk profesörleri gibi otoriteler defalarca işaret ettiler. Askerî Anayasa ile AB''ye girmek istemek, trajikomik bir çelişkidir. Meclisin elini kolunu bağlayan, millet iradesine rezervler koyan bir metindir. Daha vahîmi, inanılmaz teferruata yer veren bir talimatnâmeye benzemesidir.
Cumhurbaşkanı statüsünün de ele alınacağı beyan edilmiştir. Lüzumludur. Anayasa Mahkemesi statüsünün gözden geçirilmesi daha önceliklidir. Yüksek Mahkeme, üst yasama meclisi hâline gelmiş, TBMM hazırlık-tahkikat kurulu hâline düşmüştür. Millî irade mahcup haldedir. Çıkardığı yasalar böylesine redde uğrayan bir demokrasi yoktur. Yürütme sürekli duraklamalarla, zaten parlak olmayan temposu düştükçe düşmektedir. Demokrasilerdeki yüksek mahkeme statüsü esas alınmalıdır. Hukuk devleti tabirinin bu derece vurgulandığı duyulmamıştır. Yargıç devleti manasına algılanmasına ramak kalmıştır.
Çağdaş uygarlık düzeyinde çizgi artık çok yükseklerdedir. Çizgiyi görebilmek için başını kaldırdığı zaman başı dönmeyecek bir siyasî iradeyi Türkiye Büyük Millet Meclisi''nden bekliyoruz.

