Amerika birleşik Devletleri bizden iki şey bekliyor: Yunanistan''la yumuşak ilişkiler ve insan haklarını vurgulayan yasa ve uygulamalarla eksiksiz demokrasiye geçiş.
Bu iki konuda somut ilerleme kaydedersek, yıl sonunda yapılacak Helsinki toplantısında Avrupa Birliği''ne resmen aday olabileceğimiz belirtiliyor.
Aynı zamanda, gerçekleştireceğimiz ilerleme oranında kredi, yatırım, ticaret imkanları açılacağı da ima ediliyor.
Beyaz Saray''da Ecevit''e nazikane ve samimi bir dille iletilen bu taleplerde, Türkiye''nin menfaatlerine aykırı bir şey bulunmuyor. Bize göre ayrıca Washington''ın Türkiye''yi güçlü bir partner telakki ettiği açığa çıkmıştır. G-20''ye alınmak istenmemiz bunun göstergesidir.
Çok defa taşkafalılık derecesinde katılaşabilen statüko hastalığımız teper, Aralık ayına kadar yerimizde sayar, birbirimizi itham veya kendi kendimizi medh etmekle keyiflenirsek, Türk dış politikası zora girecektir. Çağa uyum sağlayamamakla itham edilip kenarda bırakılmamız, küserek büsbütün içimize kapanmamız ihtimali bile vardır.
Bizden istenenlerin en nazik olanı şüphesiz, Kıbrıs konusunda yeniden masaya davet edilmemizdir. Ama formülünü bulup masaya oturacağız. Bunda sayılamayacak kadar çok menfaatimiz mevcuttur. Bir sakarlığı, beceriksizliği, körlüğü kaldıracak halimiz yoktur. Konuşacak, haklılığımızı vurgulayacak, kalın kafalı muhataplarımıza Kıbrıs''ı yüzüncü -veya bininci- defa anlatmaktan bıkmayacak, usanmayacak, yüksünmeyeceğiz. Aksi takdirde Birleşik Amerika''yı, G-8''i, Avrupa Birliği''ni, Birleşmiş Milletler''i, belki dünyayı, ihtimal Türkiye dışlanarak kurulacak G-19''u karşımıza alırız. Bizi ikinci defa Avrupa kapısından döndüren politika sahiplerini millet ve Türk tarihi affetmez.
Kıbrıs hakkında sadece konuşacağız. Ne diyorlar dinleyeceğiz. Konuşmaya yanaşmayan taraf damgasını yemeyeceğiz. Endişe edilmesin, Kıbrıs Türkü''nü yedirmeyiz.

