Avrupa''nın neresindeyiz? sorusunun gerçek cevabı belirsiz bir yerindeyiz şeklinde olabilir. Kıt''anın en güney-doğusunda bulunduğumuz bellidir ama, bu sadece coğrafya tarifinden ibaret kalıyor. Muâsır medeniyet seviyesi bakımından, Avrupa''nın iyi bir yerinde değiliz.
Niçin? Çünkü sürekli zaman harcıyoruz. Ancak rutin işlerin altından kalkabiliyoruz. Büyük bir devletin âcil, hattâ kronikleşmiş işlerini ehil ve yetkili kişilere tevzi edip koordinasyona gidemiyoruz. İsteneni yapamayanı silkip atamıyoruz. Birkaç politikacının ağzına bakıyoruz. Onların söyledikleri gündelik cümleler, gündemimizi oluşturuyor.
Çünkü en gerçek inkılâbı, zihniyet inkılâbını, 200 yıldan bu yana başaramadık. Kafalarımızdan o kadar memnun, mesrur, mağrur ve bahtiyârız ki, değiştirmeyi aklımızdan geçirmiyoruz.
Küçük bir azınlığın sorumsuzca yaşadığı, milletin ise aç ve açıkta kalmamasına rağmen, çağa ulaşamamanın ıstırabı içinde kahır çektiği bir toplum hâline geldik. Düzenin devamında bu küçük azınlık direniyor gibi...
Anlamını yitirmiş takıntılarımız var. Referandum yapıp millete soralım: AB ile asrın standartları mı, yoksulluğu kader sayıp devam mı? Sonra Avrupa normlarını sıralayalım. Meselâ -uygulamaktan çoktan vazgeçtiğimiz idam cezası mı, AB mi? Bakalım halkımız, iğrenç bir caninin refâh seviyemizi bir defa daha aşağıya çekmesine razı olur mu?
Türkiye''yi çağı yakalamakta geri bırakacak hiçbir çekince makbul olmaz. Statükoculuğun ilmi, felsefesi, tefekkürü yoktur. Dar kafalılıktan ibarettir. Bazı fedekârlıkları elbette göze alacağız. Fakat muâsır medeniyet seviyesi hedefinin dışında her konu, teferruattır. Türkiye, bir teferruat ülkesi değildir. Çağdaş uygarlık yönünde bizi durduran, yolumuzu kesen hiçbir engel kabûl edilemez.
Milliyetçiliğin temeli, milleti yüceltmektir, geride bırakmamaktır. Şu anda iktidarda iki milliyetçi ve bir atılımcı parti bulunuyor. Misyonlarını ifa etmek durumundadırlar.

