Kaydet
a- | +A

Çok acele çözüm bekleyen mesele, ekonominin işler hâle getirilmesidir. Aksi takdirde ekonomik, sosyal ve politik çöküntü kaçınılmazdır.

Ancak Türkiye''nin temel sorunu, hızlı icraatı kesinlikle önleyen, her türlü yeniliğe kapalı, en vahîmi böyle bir zihniyet oluşturan ve eleştiriden ürken köhnemiş kurallar manzumesidir. 15 milyon nüfusa ve bir zamanların şartlarına göre kurulmuş millî bir devlet olan Türkiye Cumhuriyeti, birkaç istisnası ile, hemen bütün kurumlarıyla eskimiştir. Bu sistem, bizi 3. bin yıla taşımakta yetersizdir. Yetersizliği açığa çıkmıştır. Nasıl mı? İleri ülkelerle mukayese neticesinde...

Türkiye''yi İkinci Cihan Savaşı sonrasının şartlarına adapte etmek için üç büyük reform hareketi Menderes, Demirel ve Özal dönemlerinde yapıldı. Üçü de ekonomiye dönüktür. Kurumların yenileştirilmesi asgarî düzeyde tutulmuştur. Bizde öyle müesseseler vardır ki, Osmanlı ve Atatürk devirlerindeki fonksiyonları artık kalmamıştır. Tamamen lağvedilseler devlet daha işler hâle gelecektir. Bir sürü faks ve telefon almamak için örnek vermiyorum. Zira en köhne ve kusurlu kurum, kendisini en aşırı şekilde savunandır.

Sistem, pratik olmayan, nazarî, talimatname maddeleri içeren, şaşılacak derecede teferruata giren bir Anayasa''ya oturtulmuştur. Değiştirilmesi kasten zorlaştırılmışa benzeyen şartlara bağlanmıştır. Asker tarafından yaptırılmıştır. Millî irade, yeni bir Anayasa yapamamıştır. Sistemin temel kusuru, çağdaş demokrasilerden epey gerilerde kalmasıdır. Demokrasiye ve yenileşmeye öyle engeller konulmuştur ki, kaldırmakla ve düzeltmekle bir yere varılamıyor. 2.700 yıldan bu yana Türk devletlerinin kurucu felsefesi olan ve Osmanlı''dan bize intikal eden her şey devlet için ilkesi geçerlidir. Vatandaş öne çıkarılamamıştır. Çağdaş demokrasilerle bu şekilde aramızda mesafe oluşmuştur.

Radikal çare nedir? Dünyanın nereye gittiğine daha dikkatle bakmaktır. Üçüncü Selim''den Özal''a kadar gelip geçen reformatörlerden daha dikkatle bakmak...

ÖNE ÇIKANLAR