Kalkınma hızımızdaki büyük düşme çok menfi bir gelişmedir. Tarihimizin en tahripkâr depremi ise bizi can evimizden vurdu. Yetmezmiş gibi Af Kanunu belâsı ile karşı karşıya geldik.
Ama müsbete doğru emareler de belirdi. İnşaat sektörünün mecburen harekete geçmesi, ekonomimizi canlandıracak. Her şeyimiz olan azîz devletimizin köhneliği ve hantallığının bir defa daha açığa çıkması, bizi yeniden yapılanmaya teşvik edecek. Hiç olmazsa artık arsa yağmalamak, orman yakmak, çürük yapı yapmak zorlaşacak.
Dış politikada, maharetimiz nisbetinde iyiye gidiş mümkündür. Komşularımız ve Avrupa tarafından horlanmanın haklı psikolojisi içindeydik. Şimdi bu devletler bize, insancıl yüzlerini çevirdiler. Oluşumun tamamlanması, geniş ölçüde bizim uyanık, canlı, aktif ve akıllı davranmamıza bağlıdır. Bilhassa dışişlerimiz en küçük hata yapmamalıdır.
Bülent Ecevit''in Washington ziyareti, Clinton''ın Türkiye''ye gelişi, deprem trajedisi ile temposu hızlanan dış ilişkilerimizi daha hareketlendirecektir. Nihayet Aralık ayında Helsinki''de her şey açığa çıkacak. Daha net ifade edeyim: İki yıl önce Lüksemburg''ta hakarete maruz kalan Türkiye''nin ciddiye mi alındığı, yoksa oyalama ve uyutma politikasının devam mı edeceği anlaşılacak. Yunan vetosu, adaylığımız, Avrupa Birliği''nin bize borçlarının ödenmesi meseleleri gündeme gelecek.
Bu problemler çözülürse, deprem felâketinin verdiği acı ve büyük dersten de faydalanarak, 2000 yılına, demokrasimizi çağdaşlaştırmaya kesin azimli bir Türkiye manzarası oluşur. Nisan ayında cumhurbaşkanlığı konusunu huzur içinde ve aklımızı kullanarak çözeriz.

