Türkiye''de per capita (kişi başına) gelir 3000 dolar civarındadır. Satınalma (iştirâ) paritesi ise 5500 ile 7000 dolar arasında tahmin ediliyor. İkisi arasındaki fark, yüzde 100''ün üzerindedir.
Bu fark, akıl almaz derecede büyük ve korkunçtur. Ekonominin yarısından fazlasını kara paranın oluşturduğunu gösteriyor. İleri ülkelerde satınalma paritesi, kişi başına gelirin en fazla yüzde on üzerindedir.
Bu durum, gelir dağılımındaki bütün dengeleri alt üst etti. Sosyal adalet diye bir şey bırakmadı. Türkiye, gelir dağılımındaki bozuklukta da, kara para oranında da dünya devletleri arasında hemen en üst sıralardadır. Bu sıra, en saygın milletlerarası istatistiklerde açıkça belirtiliyor. Her toplumu ayakta tutan orta sınıf, haysiyetini zorlukla koruyabilmektedir.
En sosyalist ülkeler derecesinde katı devletçilikten liberal ekonomiye çok hızlı geçiş zorunluluğunun elbette sarsıntıları olacaktı. Ve bu geçiş, tamamlanmaktan epey uzaktır. Devlet, elindekileri, kale savunur gibi savunuyor. Özelleştirmede hedef tutturulamamıştır. Yatırım denen kavram unutulmuştur.
Bozulmanın diğer sebebi, çeyrek asır süren yüksek enflasyondur. Yüksek enflasyonda da Türkiye, 200 devlet arasında en üst sıralardadır. Enflasyon, ekonomi kadar ahlâkı da bozdu. Zengini daha zengin, yoksulu daha yoksul yaptı.
Diğer bir sebep, dış mihrakların sürekli teşvikiyle, acayip şekilde uzayıp giden Güneydoğu savaşıdır. Gelişmeyi durdurmakla kalmadı, ekonomiyi bir de yozlaştırdı. Zira uzayan bütün savaşlarda sonlara doğru, yolsuzluklar artar, ahlak tereddî eder.
Bir de yüzyılın en tahripkâr zelzelesi, en gelişmiş bölgemizi vurdu. Ve artık tekrar IMF''yi imdada çağırmaktan başka çare kalmadı.
Bugünki koalisyon, mazinin çok kötü birikintilerine vâris oldu. Ekibinin tecrübe ve beceri yetersizliğinden de epey hata yaptı. Onun için eleştirilerimizde ılımlı davranmaya dikkat ediyoruz. Ve hâlâ hükûmetten olumlu gelişmeler bekliyoruz. Ancak elini çabuk tutmalı ve saçma sapan saplantıları kafasından atabilmelidir.

