Bir hükûmet krizi, öncelikle ekonomik bakımdan, felâket olur. Ekonomimizdeki trajedi, mâkûs bir kader gibi vatandaşımızın sırtına yapışan, yıllar boyu hiç sona ermeyecekmiş gibi sürüp giden kronik enflasyondur.
Hükûmet, enflasyonu yok etmeye, AB çizgisine (yani yüzde 3''ün altına) çekmeye çalışıyor. Diyelim ki meselâ 3 yıl içinde buna muvaffak olduk. Yeterli değildir. Zira ekonomideki temel sorun, enflasyondan bile derindedir.
Temelde üretimdeki yetersizlik yatıyor. Üretmeden tüketen toplumuz. Per capica (kişi başına) 3.000 veya satınalma (iştirâ) paritesi ile hesaplanırsa 7.000 dolar olan Türkiye, Avrupa Birliği''nin refah seviyesinden çok uzaktadır. Sunulan rakamların belâgati ortadadır.
Önce gerçekte hemen hemen 7.000 dolar olan millî gelirin resmen ve dünyanın saygın yayınlarında 3.000 dolar civarında gösterilmesindeki haysiyet kırıcı ikilemden kurtulmak gerekiyor. P.c. gelirle satınalma paritesi arasındaki oran büyüdükçe, o ülke ekonomisinin hastalığının derecesi ortaya çıkar. Ekonominin yarısının yeraltında, mafya elinde, vergilendirilememiş bulunduğu anlaşılır. En düzgün çağdaş devletlerde kişi başına gelir, satınalma paritesine, eşit denecek derecede yakındır, en fazla yüzde on fark kabûle şayandır.
Hastalığımız bununla da bitmiyor. Yılda kişi başına 7.000 dolara yaklaşan gelirimiz, insanı çıldırtacak kadar berbat şekilde dağılıyor.
3.000 dolar p.c. utancından kurtulmalıyız. 3.000 dolar, bir Avrupa, bir 21. yüzyıl göstergesi değildir. Mutlak şekilde utanç verici bir rakamdır. Bu milletin kaderi, utanç içinde yaşamak olamaz. Yoksul bir millet, çağdaş bir toplum sayılmıyor. Çağın gerisinde muamelesi görüyor, horlanıyor, kısıtlanıyor, vize konuyor.
Binaenaleyh hükûmetimizin epey şey yaptığı, makul bir alternatifinin bulunmadığı, koalisyon içinde bir kavganın Türkiye''ye ağır zarar vereceği doğrudur. Ancak yeterli ekip oluşturamadığı, millî iradeyi şahlandıramadığı, Türk potansiyelini harekete geçiremediği, çağı yakalayan tempoya ulaşamadığı da, aynı derecede doğrudur.

