Kaydet
a- | +A

Kış geldi. Felâket bölgemizde ıstırap dayanılmaz boyutlara ulaştı. Şikâyetler feryada dönüştü. Hükûmetimiz elbette elinden geleni yaptı. Elinden gelemiyenleri yapamadı. Son cümlemi istediğiniz gibi anlıyabilirsiniz.

Yığınakta hata yapıldı. İlk tedbirlerde hem gecikme, hem yanlışlıklar oldu.

Askerin çalışması cansiperane idi, hâlâ öyle. Ama Kızılay gibi anlı-şanlı millî bir müessese büyük itibar kaybetti. Kırım Harbi modeli çadırlar, artık bu trajedinin simgesi şeklinde hafızalardan silinmeyecektir.

Oluşturulan kriz merkezi, bir varlık gösteremedi.

Mahallî yönetimlerin, iddialı belediyelerin aczi, dağıtımdaki beceriksizliği sergilendi. Muhtarlıklar sanki mevcut değildi. Kıyamet Günü''nden bir nişane idi ki, herkes kendi derdine düştü.

Holdinglerin, şirketlerin, şahısların yardımları teşvik ve organize edilemedi, ulaştırılamadı.

Dış yardımlar gülünç şekilde bekletildi. Pasaport kontrolü maskaralar hâline dönüştü. İsrail çadırlarının niye hâlâ gelmediği açıklanmadı. Bu konu spekülasyona açıktır, uyarıyorum.

Türkiye, devlet ve KİT yazlıkları ve lojmanları cennetidir. Eninde sonunda satılacak olan bu yapılar, felâketzedelerden esirgendi.

Şahsî mülkiyette bulunan otel, motel, yazlıklara geçici barınma planlanamadı.

AGİT konferansını gerçekleştirebilen güç, bütün bunların üstesinden gelebilirdi.

Felâket bölgemize kar düştü, düşecektir. Aralık ayında bu konuda bu derecede keyifsiz yeni bir yazı yazmaya mecbur olmak istemiyorum.

Sebepler çok derindedir. Bu kadar kalabalık hükûmet, kalabalık ve o derecede karmaşık bürokrasi, bu kadar yetkisizlik, iş yapmaktan bu derecede korku olmaz. Köhne ve hantal bir devlet yapısıdır. Bir mazeret budur. Diğeri, felâketin boyutlarının inanılmaz çapıdır. Ama felâketzedeler için bu sebepler ne ifade eder?

ÖNE ÇIKANLAR