Başkan Clinton, iktidarının son aylarında Filistin ve Kıbrıs sorunlarını çözümleyerek, Cumhuriyetçi selefleri Reagan ve Bush''un başarı çizgilerine erişmek istiyor. Böylesine bir istek, bir politikacıyı gerçek devlet adamı yapar.
Filistin ve Kıbrıs meseleleri o derecede müzmin ve karmaşık ki, her ikisinin de olanca ağırlıkları ile Clinton''ın halefine devredileceği fikrindeyiz.
İsrail''in Filistin devletine Kudüs şehrinden pay vermeyeceği kesindir. Ancak Harem-i Şerîf için ayrıcalık şarttır. Sanıyorum İsrailliler, bütün dünya Müslümanları için çok kutsal olan birkaç yüz bin metre karelik bir alanda hâkimiyetlerini sürdürmek istemeyeceklerdir. Aksi takdirde anlaşmazlık uzayıp gidecektir.
Kıbrıs''a gelince, maalesef Birleşmiş Milletler, Avrupa Birliği, Amerika Birleşik Devletleri meselesi hâline getirildi. Nasıl bu hâle geldiği bile halkımıza doğru dürüst açıklanmadı.
Avrupa ve ABD, Kıbrıs Türkleri''nin, Avrupa Birliği''ne girebilmek cazibesine kapılmasını bekliyor. Kıbrıs Rum Cumhuriyeti''nin AB''ye girmesini engellememesi için Ankara üzerinde baskı var. Tasarlanan budur. İkinci bir Yunan devleti olarak Güney Kıbrıs AB''ye girince, Kuzey''in kendi arzusuyla katılacağı hesabı yapılıyor. Kıbrıs Türkü, refâh ve dış dünyaya açılmak için, azınlık statüsünü kabullenecek midir?
Ankara''nın tezi ile Batı''nın teklifleri çelişiyor. Ancak önümüzdeki birkaç ay içinde AB standartları istikametinde ciddi bir yol alırsak, Türkiye üzerindeki anlamsız baskılar hafifleyecektir. Türkiye''nin Avrupalı olmaya niyeti bulunmadığı teşhisi yaygınlaşırsa, büsbütün üstümüze geleceklerdir. Elimizi çabuk tutalım. Asırlık komplekslerimizin gene başımızı belâya sokmasına izin vermeyelim.

