Yargıtay Başkanı Sayın Dr. Sami Selçuk''un dünki açış konuşması, çok önemli bir belge değerlendirmesiyle Cumhuriyet tarihimize geçecek. Tarihçi sıfatımla, kesin şekilde söylüyorum.
Geçen yılki Yargıtay açış konuşması da epey yankı yaptı. Fakat 6 Eylül 1999 nutku, Türkiye''de sistemin artık gizlenemeyecek, savunulamayacak derecede hantallaştığını, taşlaştığını, gelişme yeteneğini kaybettiğini, çağı yakalamak bir yana gittikçe çağımızdan uzaklaştığını, cesaretle ortaya koydu. Kalın kafalı hukukçularımızdan epey çekmişizdir. Ama şüphesiz bu toplum, müstesna hukukçulara da sahiptir. Bunlardan birinin Sayın Selçuk olduğunu dün anladım.
Yargıtay Başkanı, devrinin (1918-38) en ileri ve sürekli fikir üreten kafasına sahip gerçek bir dehâ ve her zerresiyle Türk''e bağlı bir millî kahraman olan Atatürk''ü, üstelik onun birinci mümeyyiz vasfı bulunan Türk milliyetçiliğini de pas geçerek, donmuş bir kalıp hâlinde sunmak isteyenleri uyardı. Atatürk, günümüzde yaşasa idi hâlâ 1930''larda mı kalırdı?
Yargıtay Başkanı, muazzam mâşerî potansiyelimizi dumûra uğratan bugünki sistemin, Avrupa''da çoktan vazgeçilmiş, bir zamanların Fransız Cumhuriyeti''nden alındığını, yetkiyle belirtti.
Cumhuriyetin demokrasimizi yönlendirdiği, halbuki demokrasinin cumhuriyetimizi yönlendirmesi gerektiği çok parlak teşhisi, dünki konuşmanın rûhu idi.
Vatandaşına güvenmeyen, onun her hakkını sınırlamak için çırpınan, millî iradenin tek temsilcisi yüce parlamentonun yetkilerini kırptıkça kırpmaya çalışan, atılımcı icraya akla gelen ve gelmeyen her türlü engeli koyan, uzunluğu ve üslûbu bakımından nizamname ve talimatnameleri andıran 1982 Anayasası''nı hemen değiştirmek tavsiyesi, aynı derecede önem taşıyor. Nihayet, hukuk sistemimizin eskidiği ve yargının aksak ve işlemez hâle geldiği, vurgulandı.
Kendi kendimizi övmekle başlayıp biten açılış ve kapanış nutuklarıyla en ünlü ülke olan Türkiye''de, Yargıtay Başkanı tipinde insanlarımız da var. Şükürler olsun! Dünki tarihî konuşması, derin yankılar uyandıracaktır. Uyandırmalıdır.

