Şaron''un büyük farkla başbakanlık seçimini kazanmasının başlıca sebebi, ABD eski başkanı Clinton''ın, İsrail''e beklenmedik derecede baskısının tepkisidir. Zira Musevîler''in olağanüstü ağırlıklı bulundukları Birleşik Amerika, İsrail''i daima kollamıştır. Clinton, 55 yıldır Orta Doğu''yu kan ve ateşe boğan Filistin sorununu çözebilmek için, İsrail''e fazla asıldı. İsrail''de de, çok kudretli Mûsevî Amerikalılar''da da memnuniyetsizlik uyandırdı (tesadüf bu ya, Clinton''ın başını belâya sokan Monica da Yahudi idi.)
Yönettiği ülkeyi, bütün tarihin kıyas kabûl etmez en büyük refah devleti hâline getiren Clinton, olanca arzusuna rağmen, Filistin ve Kıbrıs anlaşmazlıklarına son veremedi.
Yüzde 40''a yakın oy alan Barak, hem milletvekilliğinden, hem İşçi Partisi Genel Başkanlığından ayrılacağını bildirdi. Fransa''da de Gaulle, İngiltere''de Thatcher gibi modern tarihin en büyük isimleri de, hiçbir zorunluluk olmamasına rağmen, aldıkları oyu beğenmeyerek politikayı bırakmışlardı. Oralarda demokrasi ve devlet adamlığı böyle algılanıyor. Koltuğa yapışmak, bir şark âdetidir.
Şimdi başbakan olan yetmişlik eski başkomutan emekli general Şaron, selefi Barak''ın Araplar''a gösterdiği esnekliğin onda birini kabûl etmeyecek karakterdedir. Kudüs''ün Arap kesimini bırakmak ne demek, Harem-i Şerif''te bile İsrail egemenliğinden vazgeçmeyecektir. Zaten son patırtının sebebidir, Gayri Müslimler''e kapalı Harem-i Şerîf''e ansızın girerek barışı önlemişti.
Yeni İsrail Başbakanını Ürdün soğukkanlı karşıladı. Mısır temkinli konuştu. Suriye, Irak, İran feryadı bastı. Hizbullah ve Hamas silâhlarını biledi. Ama önemli olan Bush Amerikası''nın alacağı tavırdır.
Her hâl-ü kârda daha yıllarca Filistin''de barış mümkün değildir. Bizim görüşümüz budur.

