Başbakan Sayın Bülent Ecevit, yoldan çıkmış, açıkça suç işleyen, devletine sadakattan ayrılmış memurlara karşı bile mevzuat yetersizliğinden şikâyet ediyor.
İttihat ve Terakki partisinin ünlü Me''mûrîn Muhâkemâtı Hakkında Kaanûn-i Muvakkat''inin muvakkatliğinden (geçiciliğinden) daha yeni kurtulduk. Demek yetmedi. Kanun hükmünde kararnameye ihtiyaç duyuldu. Nereden nereye? Açıklayalım:
İktidardaki İttihatçılar o yasayı, bürokrasinin yüzde yüz emirlerinde bulunduğu bir dönemde yayınlamışlardı. Devlet Memuruna toz kondurmak istemiyordu. Zira imparatorluğu bu memurlarla yürütüyordu. Cihan Savaşı yılları idi. Memurdan çok şey isteniyordu. Ama geçici başlığı atılarak çıkarılan bu yasa, zaten çok nüfuzlu bürokrasimizi bir kat daha güçlendirdi.
1960''a kadar Cumhuriyet hükûmetlerinin memurlardan şikâyeti yoktur. Aksine memurlar, maaşlarının, bilhassa emekli maaşlarının komik duruma düşmesi karşısında ve haklı motifle şikâyetçi idiler. Anlı şanlı Menderes iktidarını yıkan sebeplerden biridir.
1961 Anayasası, siyasî iktidarı, memuruna söz geçiremez hâle getirdi. Bu kasdî tutum, 1982 tarihli bugünkü Anayasa ile de hafifletilerek sürdürüldü. 61 ve 82 mantığına göre Devlet, seçilmişlere emanet edilemezdi. Seçilmemişler, Devlet''i kollamakta daha ehil idiler! Ve son söz seçilmemişlerde olmalı idi!
Sayın Başbakan''ın PKK''lı ve Hizbullahçı memurları tard ve ihrac edemediği hakkındaki yakınmasına katılmam. Millet oyu ve Meclis onayı ile gelmiş bir Başbakanın, Devlet ve vatandaş lehine icraatında elinin tutulmasını kabûl etmem, demokrasiye temelden aykırı bulurum.
Hırsız, eylemci, bölücü memur, bütün demokrasilerdeki gibi, kulağından tutulup derhal atılmalıdır. Atmayan, sorumlu duruma düşer. Meclis, hukukî engelleri kaldırır.
Ancak, bahis konusu kanun hükmünde hükûmet kararnâmesinin, bu yolda kullanılacağına karşı derin şüphelerimiz vardır. Geçmişte bürokrat kıyımının millet yararına ve o bürokratlar suçlu veya ehliyetsiz oldukları için yapılmadığına dair o kadar pis örnekler mevcuttur ki...

