Türkiye Büyük Millet Meclisi, Birinci Dönem (1920-23) hariç, tarihinin belki en faal günlerini yaşıyor. Milletvekillerimiz, sabahlara kadar çalışıyor. Seçmen ve teşkilat gibi meşgaleler de eklenince, sürmenaj ihtimali bile beliriyor.
Hükümet ise, sürekli birbirinden önemli yasaları Yüce Meclis''e sevkediyor. Bu anormal trafiğin sebebi, 20. dönemin âtıl bırakılmasıdır. Biriken, acilleşen, vahim hale dönüşen düzenleme, reform ve intibak yasaları, birbirini izliyor.
Bu derecede yoğun faaliyet içinde hatalar yapılması kaçınılmazdır. Zira milletvekillerimizin önemli kısmı tecrübesizdir. Bakanlıklardaki bürokrasi ise, Demokratik Sol Parti tarafından dizayn edilmiştir. Tek taraflı görüşleri vurguluyor.
Çıkarılması modern devlet için şart hükmünde bulunan Tahkim Yasası üzerinde tereddütler devam ediyor. Zira kim bilmiyorum, akl-ı evvelin biri, ortaya kapitülasyon lafını attı. Bolca İsmet Paşa edebiyatına vesile olsun diye... Halbuki 1990 kafası bile dertlerimize çare bulmaya yetmez. 1999 şartlarını idrak edemeyenler, Türkiye''ye zarar veriyor.
Buna mukabil af tasarısı, gene eski bir düşünce üslubunu yansıtıyor. Suçların artması için, infaz kanunundan sonra ikinci facia oluşturacaktır. Katiller, ırz düşmanları, hırsızlar, aramızda cirit atacaklar. Teröristler ümitlenecek, eyleme geçeceklerdir.
Af kanununu, çok belirli ve şiddet içermeyen suçlar için akıllıca düzenlemek belki mümkündür. 1974 trajedisinin tekrarlanmaması için de, âzamî dikkat lâzımdır.
Türkiye gibi muazzam bir devleti yönetmek elbette kolay değil. Hatalar, kabul edilebilirlik sınırını aşmamalıdır. Aksi takdirde siyasi denge değişikliği ihtiyacı doğar. Bu da, bugünkü şartlarda hiç yararlı görünmüyor.

