Kaydet
a- | +A

Osmanlı devletinde şeriat, hukukun kaynaklarından biridir. Yasa, hâkan (padişah) adına, devletin ve toplumun menfaatleri ne ise, o istikamette yayınlanır. Bununla beraber şeriat''le açık çelişkiye düşülmemesine dikkat edilmiştir. Kadı, din adamı değildir. Hâkim, belediye başkanı ve ilçe yöneticisidir. Fetvâ, istişârîdir. Devlet''in görüşü esastır.

Osmanlı''da resmî mezhep fıkh''ta (hukuk) Hanefî, itikatta Mâtürîdî''dir. Tasavvuf çok ağırlıklıdır, geniş ölçüde dinî hayatı etkilemiştir. Osmanlı veya Türk Müslümanlığı denen budur. Diğer 3 Sünnî mezhebin geçerli bulunduğu ülkelerde, o mezheplerin sistemi uygulanmıştır. Gayri Müslim veya Şii cemaatler, yalnız medeni hukukta kendi geleneklerine uymakta serbesttirler.

Gerek din, gerek tasavvuf kurumları, Devlet''in tam ve tavizsiz kontrolü altındadır. Devlet''in üzerinde hiçbir otorite kabûl edilmemiştir. Bu durum, bütün İslâm devletleri arasında yalnız Osmanlı''da görülür. Tanzimat (1839) ile Batı hukuku girmeye başlamış ve 1922''ye kadar geniş alanlara yayılmış, yargı laik mahkemelere verilmiştir.

Osmanlı teokratik bir devlet değildir. Laik bir devlet de değildir. O kadar geniş ve biribirine benzemez ülkeleri kapsıyan bir imparatorluktur ki, yukarıda özetlediğim hukuk sistemi ile uzun ömürlü olabilmiştir. Osmanlı, millî bir devlet de değildir. Esasen gerek millî, gerek laik devletler Avrupa''da 19. asırda ortaya çıktı.

Osmanlı, İslâmî ilimlerde son derecede zengin bir literatürü devralmış, fakat hiçbirinde orijinallik göstermemiştir (Mecelle hariçtir). Sürekli eskiyi tekrarlamıştır. Çok az katkıda bulunmuştur. Orijinallik, hukuku uygulama biçimindedir. Dinî bahisleri kurcalamaktan mümkün mertebe kaçınmıştır. İctihad kapısının kapandığı iddiası, Osmanlı devlet felsefesinin işine gelmiştir. Hâkan, halîfe sıfatını kullanarak din üzerinde hiçbir görüş belirtmemiştir.

Osmanlı, fikir hayatında tasavvufa ağırlık vermiş, gerek kelâm''ı (İslâm felsefesi), gerek felsefeyi (Eski Yunan felsefesi) pas geçmiştir. Burada Eski Türk mizacının ve zevkinin etkisi açıktır. Ancak sosyal bir çalkantı oluşturmaktan kaçınmak hususundaki Devlet politikasının ağırlığı da hemen göze çarpar.

Hilâfeti, meşîhati, İslâm âleminin hem taht şehrini, hem kutsal şehirlerini elinde tutan Osmanlı, din bahsinde yeni fikirler üretememiştir. Öyle ki, Türk''e yabancı Selefiyye hareketi asrımızın başlarında İstanbul''daki bir kısım din, fikir ve san''at adamlarımızı şiddetle etkilemiştir.

Türkiye Cumhuriyeti hukuk ve devlet düzeninde ise şeriat, hukukun kaynaklarından biri değildir, olumlu veya olumsuz şekilde referans gösterilemez. Laik devlet dediğimiz sistem budur.

ÖNE ÇIKANLAR