Cumhurbaşkanımız, 2010 yılı için Türkiye''nin ihracat hedefini 200 milyar dolar olarak gösterdi. Bu 20.000 dolar per capita (kişi başına) gelire tırmanan bir Türkiye demek... Kendini kurtarmış, sorunlarını çözümlemiş gerçek bir Büyük Türkiye...
Ekonomisini enflasyon ve faiz batağına saplamış, yağmalanan arazilere şehir kuran bir ülke bunu nasıl başarır? Demokratik alt yapısını çağdaş hale getirerek ve devleti KİT''lerden kurtararak... Bankasız, fabrikasız, işçisiz, toprak mahsulsüz modern bir devlet oluşturarak... Eğitim ve sağlık sektörleri bile özelleştirilecektir.
Tam bir liberal ekonomiye maalesef geçilemedi. Karma ekonomi sürüp gidiyor. Özal tipinde çok hızlı hareket edebilen bir politikacı bile KİT''leri tasfiye edemedi. Özelleştirme yapamadı. Kırtasiyeciliği ortadan kaldıramadı (neyse bugün Özelleştirme Kurulu, sayın Başbakan''ın başkanlığında galiba ilk toplantısını yapıyor).
Dünkü kaba sosyalist devletler ise serbest ekonomiye geçebildiler. KİT''lerinden kurtulabildiler. Bizim başaramamamız için ciddi bir sebep yok. Yeter ki istikrar sağlansın. İç huzurumuz olsun. Birbirimizi engellemeyelim. Millete en küçük faydası bulunmayan çekişmelerden vazgeçelim. Katlandığımız mahrumiyetler ve çektiğimiz sıkıntılar gelecek nesillere sarkmasın.
Orta ve uzun vadeli hedefleri tayin ederken, kısa vadeli ve acil olanları gözden kaçırmamak gerekir. IMF ile müzakereler süredursun, depremzedelerimizi kışa hazırlamakta gecikmemeliyiz. Bu hususta hükümetin küçük ihmalleri, büyük memnuniyetsizlik uyandırır ve şiddetli eleştiri konusu olur.
Türkiye Büyük Millet Meclisi ise, reform mahiyetindeki kanunları ve Anayasa tadillerini birbiri ardınca sıralamaya devam etmelidir. Rehavete kapılmamalıdır. 20. dönemin açıklarını telafiye mecburdur. Tabii reform, icraat demektir. Hükümet yapar. Ama yasama meclisi, reformlar için sağlıklı zeminler oluşturur.

