IMF, Türkiye''ye taze para girmesini sonbahara erteledi. O zamana kadar Ankara''nın ekonomik politikasını izleyecek.
IMF''ye strateji Washington''da tayin edilir (zaten IMF de Washington şehrindedir). Sonbaharda ne olacak? Clinton, İstanbul''a gelecek. Kıbrıs daveti Türkler''ce reddedilen bir Amerika başkanı imajının istenmediği ortadadır.
Kıbrıs için masaya oturursak ne olur? Şimdiye kadar ne olmuşsa, bir defa daha tekrarlanır. Zira Atina''ya, Türkler''i Kıbrıs''ta azınlık statüsüne indirgeyip akabinde kesip biçmek metoduyla adadan kaçırtmak planlarını engelleyici hiçbir formül kabûl ettirilemez. İstediği formülü gerçekleştirmek için Yunanistan, Rusya''dan Çin''e kadar her devleti kullanacaktır. Görülüyor ki, değişen bir şey yok. Eğer bazı güçler, çeyrek asırdır kimsenin burnunun kanamadığı adada kan akıtmaya niyet etmemişlerse...
Türk ekonomisinin ise bu tür gelişmeleri bekliyecek hâli kalmadı. Korkutucu durgunluk, psikolojik zemine de oturdu. Hükûmet ise, çok faaliyet gösterdiğini sanmasına rağmen, ağır aksak ritmindedir. Bu süreçte bu ritm ile kompozisyon, mümkün değildir.
Ne yapmak gerekiyorsa, dışarıya fazla endekslenmeden yapmamız gerekiyor. Ne yapacağımız bellidir; ekonomik ve demokratik radikal reformlar.
Ekonominin demokrasi ile ilgisi de nereden çıktı diye düşünen, Türkiye''yi yerinde saydırır. Biz yerimizde sayarken, dışarımızdakiler, bizimle aralarını açtıkça açarlar.
Vergi yasasının esaslı tadili, bankalar yasasının ciddi biçimde uygulanması, yabancı sermayeyi getirmenin tek yolu olan milletlerarası tahkimi kabulü, bedava da verilerek özelleştirilmenin canlandırılması, dünya piyasasına aykırı fiat tespitlerinden kaçınılması gibi tedbirlerin birkaç hafta içinde ard arda alınması, modern devlete yaraşan politikadır. Bedbin hava dağılır. Para ortaya çıkmaya, devretmeye, akmaya, dışarıdan gelmeye başlar. Demokratikleşme düzenlemeleri ile Türkiye, taze can bulur.
Hükûmet, sağlam şekilde millî iradeye dayanıyor. Kararsızlık ve yanlış yapma korkusu gibi komplekslerden arınmış olması gerekir.

