Demokrasimizin geride kaldığını, eksiklikleri olduğunu, çağa yetişemediğini herkes kabûl ediyor, söylüyor. Gelişmiş bir demokrasiye hızla geçmemizin zorunluluğunu politikacılar, devlet adamları, iş adamları, halkımız, hâsılı her kesim, vurguluyor.
Bu gecikme neden oldu? Neden gerilere düştük? Çünkü uzun zaman bizim şartlarımız konusu istismar ve bahane edildi. Her ülke gibi Türkiye''nin de elbette özel durumu ve şartları var. Fakat öyledir diye, antidemokratik kısıtlamalara ilelebet katlanmamız mümkün değil. Ülkemiz bu yüzden ileriye gidemiyor, sıçramayı hiç yapamıyor.
Tam demokrasi, bir kısım romantik vatandaşlarımızın sandığı gibi, teokrasi özlemlerine kapıyı aralamak değildir. Böyle bir romantizm rüzgârı estiği için demokrasimiz gecikti.
İyi niyetli eleştiriler bile, realiteye oturmadıkları takdirde, sömürülür. Meselâ Yargıtay Başkanımız''ın çok ünlenen nutkunun İran''ın propagandaya dönük bir TV kanalında övülmesine haydi özel mânâ vermeyelim. Ancak aynı TV''nin Türkiye''de nutku eleştirenleri kınamasına ne demeli? Her akıl sahibi kabûl eder ki, Türkiye''de devlet ile din arası ilişkilerde aksaklık varsa, İran''ın gösterdiği istikamet izlenerek düzeltilemez.
Demokrasimizin Güneydoğu meselesine ve potansiyel irticaa takılması iyi olmadı. Büyük gecikme yaşandı.
Biz demokrasiyi, yalnız çağımız insanının vazgeçilmez hayat tarzı olduğu için savunmuyoruz. Çok geciken ekonomik gelişmemizin de temel şartı sayıyoruz.
Bütün dünya demokrasi ile mi yaşıyor? Hayır! Demokrasinin alternatifleri yok mu? Var! Ama biz, o biçim alternatiflerden kurtulmak için 200 yıldır çabalıyoruz. Nizâm-ı Cedîd''i devlet rejimi ilân edişimizden bu yana 206 yıl geçti. Fazlasıyla uzun bir müddettir. Vaktiyle biz, daha kısa zaman parçaları içinde cihan devletleri kurardık. Büyük Türkiye''yi oluşturacak mâşerî yeteneğimizi kayıp mı ettik?

