Sayın Devlet Bahçeli, Yavuz Donat''a verdiği mülâkatta, affa karşı çıkanları dört kesime ayırmış. Birinci kesimi affa temelden karşı olanlar şeklinde tanımlamış.
Bendeniz, bu birinci kesimden olduğum için, Bahçeli''nin saydığı diğer üç zümreyi pas geçiyorum.
Seçimlerden önce af bahsi ortaya atıldığı zaman; içeride bulunanlar ve içeriye girmekten korkanlar dışında, kimsenin af istemediğini belirttim.
Merhum Turgut Özal, şartlı erken salıvermeli infaz yasasını yayınladığı sıralarda, bunun temelinden yanlış olduğunu, Türkiye''yi suçlular cenneti (veya cehennemi) hâline getireceğini, ısrarla vurguladım. Özal''ın mucip sebebi, galiba unutuldu: Bu infaz sistemi sayesinde, bir daha af talebinde bulunulması ebediyen önlenecekti! Halbuki bu talep şimdi, olanca ağırlığı ile masum milletimizin sırtındadır.
Af için iki faktör kendini belli ediyor: Yer kalmayan hapishaneleri boşaltmak ve af ümidi verilen mahkûmların ayaklanmalarını önlemek.
Bendeniz, Devlet''in görev sınırlarının çok daraltılması fikrindeyim. Böyle olduğu halde, yukarıda andığım iki faktörün çözümünün Devlet''in işi ve sorumluluğu olduğuna eminim. Bu iki faktörün sorumluluğundan kurtulmak için, cezalarını tamamlamamış onbinlerce suçluyu aramıza salıvermek, doğru mu?
Ama kanunlarımızı yeniden düzenlemekte hızlı davranmalıyız. Şiddet içermeyen suçlara hapis cezası sınırını çok daraltmak lâzım. Para cezaları ise komik değil, ağır olmalı. Bazı soyguncuların bütün aile servetleri ellerinden alınabilmeli. Şartlı salıverme, ancak ölümcül hastalık gibi sebeplerle gerçekleşmeli. Baklava, pasta, ekmek çalana yargıç öğüt verip bırakmalı. Çağdaşlaşmamız gerekiyor.
Acaba parlamentomuzun en deneyimli politikacısı Sayın Ecevit, geleceğin Başbakanı Sayın Bahçeli, üç defa Başbakanlık yapan Sayın Yılmaz bir araya gelip, Af Yasasını bir defa daha gözden geçiremezler mi?

