Yargıtay Başkanı Sayın Sami Selçuk''un tarihî konuşmasının yankıları sürüyor. Clinton-Ecevit buluşması gündeme oturuncaya kadar güncelliğini koruyacak. Sonra muhtemelen pek de üzerinde durulmayacak.
Nutkun önemi, Türkiye''de, devletin ve hukukun çok üst seviyesinde otokritik (özeleştiri) yolunu açmasındadır. Bu yolun sürekliliği, demokrasimiz için şarttır. Avrupa medeniyeti, Frenkler''in espri kritik dedikleri zihniyetle yolunu açmıştır. Şark''ta dogmalar hâkimdir. Her türlü dogma.
Nutkun eleştirilecek bir yanı, kullandığı dil ve kelimelerdir. Çok az kişi bu dili ve kelimeleri anlıyor, anlayanların çok azı hoşlanıyor. Aydınlarımız böyle fantezilerden kaçınmalı. Edebî ve ilmî metinlerde de halkın dili esas olmalı.
Nutuk, ayrıca bir tören konuşmasından fazla akademik bir çalışmanın ürünü görüntüsü veriyor. Bundan başka çok yerde, bir hukukçunun kunt ve soğukkanlı olması gereken ifadesinden ayrılarak, bir edebiyatçının heyecanlı üslûbuna dönüşüyor. Ama, aykırı fikirler bile cesaretle vurgulanıyor. Bu husus, fikrî ve demokratik gelişmemiz için önemlidir.
Akademik, hattâ az mübalağa ile felsefî bir çalışma olduğu için, Dr. Sami Selçuk''un bazı tekliflerinin uygulanması mümkün görünmüyor. Hatta uygulansa, zarar verecek öneriler var. Pragmatik ve pratik değil. Zira Türkiye''nin şartlarına aykırı. Onun içindir ki bazı demokrasilerde yüksek mahkemelerde hukukçuların yanında eski politikacılar bulundurulur.
Laiklik alayışı çok münakaşa edilecektir. Din düşmanlığı şeklinde Fransız veya Meksika laiklik uygulaması çoktan tarihe karıştı. Bu husus doğrudur. Sovyet bloku bile vazgeçti. Ancak Türkiye''de Diyanet teşkilâtının devlete bağlanması, cumhuriyetin icadı değildir. Osmanlı icadıdır. Fâtih Sultan Mehmed''den beri tavizsiz şekilde uygulanmıştır ki, bu tip bir teşkilât tarihte başka Müslüman devletlerde görünmüyor. Osmanlı''ya mahsustur.
Ben de Anglo-Sakson demokrasisini beğendiğimi ve tercih ettiğimi pek çok yazdım. Ancak Fransa''nın jakoben cumhuriyetçiliğinin çoktan mazide kaldığını unutmamalıdır. Fransa''da kişi başına gelir, Anglo-Sakson ülkeleri ile eşittir. Dayatmacı rejimlerle yönetilse idi yerinde sayar, Anglo-Saksonlar''a yetişemezdi. Birçok devletin hayatında otoriter yönetim safhaları vardır. Bu safhalardan geçmek bazan lüzumludur. Bazan o dönemin dünya şartları ile ilişkilidir. Bugün geçerliliği hiç mi hiç kalmamış otoriter rejimler için tarih ilminin değerlendirmesi budur. Yarın Sayın Selçuk''un nutkunun tahliline devam edeceğim.

