Yasama dokunulmazlığının (Osm. masûniyyet-i teşrîiyye, teşrîî masûniyyet, teşrî masûniyyeti) sınırlandırılacağı, hükûmet programında yazılıdır.
Atatürk, -suçüstü, cinayet ve vatana ihanet suçları dışında- milletvekili dokunulmazlığının Anayasa''da hemen hemen mutlak olmasını arzu etti. Millî Mücadele''yi beraberce kazandığı, Cumhuriyet''i birlikte kurduğu milletvekili arkadaşlarının çok rahat davranmalarını istiyordu. Büyük Zafer''i müteakip İzmir''e girdikten sonra Ankara''ya dönünce Meclis''teki konuşmasında beni başkumandan olarak görevlendirdiniz, emirlerinizi ifa etmenin mutluluğu ile huzurunuzdayım diyerek milletvekillerini onurlandırdı.
O çağın benzeri meclislerinde olduğu gibi, Osmanlı parlamentosunda da dokunulmazlık çok geniş kapsamlı idi. Yemin etmiş bir milletvekilinin suç işlemeyeceği mantığı hâkimdi. Atatürk''ün Türk Ceza Kanunu''na milletvekili kaatili için ayrı bir fıkra hâlinde hiçbir hafifletici sebep geçerli olmayarak idam cezası koydurduğu malûmdur.
Ama son yıllarda, Batı demokrasilerinde, dokunulmazlığın, hemen hemen parlamenterin ifade hürriyetini sınırlandırdığı görüldü. Hattâ taçlı demokrasilerde, hükümdar ve eşi dışındaki hanedan, prens ve prenseslerinin dokunulmazlıkları kaldırıldı, sıradan vatandaşla aynı hizaya getirildi.
Ayrıca parlamenterin ticarî faaliyetleri yasaklandı. Parlamenterlikleri müddetince gelirleri, yed-i emîne alındı. Seçim propagandası için kimlerden ne miktar yardım gördüklerinin açıklanması ilkesi getirildi. Zira Japonya gibi ahlâkın yüksek olduğu varsayılan ülkelerde bile politikacıların para ve çete işlerine karıştıkları ortaya çıktı. Hapse gönderilen başbakanlar, intihar eden bakanlar oldu.
Biz, bir zamanların mutlak dokunulmazlığını muhafaza ettik. Şimdi bunun sınırlandırılması, hele hakkında para konusunda şaibe oluşanların derhal yargıya çıkmaları gerekiyor. Ancak dokunulmazlığın tamamen kaldırılması bahis konusu değildir. Zira Türkiye, sivrilmiş insanların kolayca harcandığı bir ülkedir. Milletvekilinin, temsil ettiği milleti ve devleti tahkire yeltenmeksizin, yazılı ve yazılı olmayan şeref ilkelerini ihlâlden kaçınarak, tam bir serbestlik ve hürriyet içinde konuşması, yazması, oy vermesi, hareket etmesi şarttır.

