Yeni yasama yılına başlayan Türkiye Büyük Millet Meclisi, 10 gün aradan sonra tekrar toplanacak, adaylıklarını koyan milletvekilleri arasından başkanını seçecektir. Müteâkıben başkanlık divanı ve komisyon üyelerinin seçimleri yapılacak.
Kasım ayında Yüce Meclis''i olağanüstü ağır bir gündem bekliyor. Altından kalkacağına şüphe etmiyoruz. Sonra bütçe başlayacağı için, yasama çalışmaları bir inkıtâ sürecine girecek.
TBMM; Millî Güvenlik Kurulu ile Anayasa Mahkemesi ve Cumhurbaşkanı''nın kıskacındadır. Bunu hissetmeyen milletvekiline ben politikacı demem.
Şüphesiz her üç millî kuruluş da Türkiye''nin menfaati için çalışan teşekküllerdir. Bunlardan Cumhurbaşkanı, bizim anayasamızda onay makamı, dolayısıyla icranın bir parçasıdır. Politikadan gelmeyen bir cumhurbakanının, Devlet''in işleyişine sadece hukuk açısından bakması doğaldır. Yüksek yargıdan geliyorsa, büsbütün böyledir. Bu görüşün elbette faydaları vardır. Mahzurları daha çoktur.
Mahzurların başlıcası, yürütmeyi yavaşlatmasıdır. Nitekim hükûmetten feryatlar başladı. Hangi hükûmet olsa feryat ve figan edecektir. Zira günümüzde yürütme, yıldırım hızı istiyor. Hele Türkiye gibi, problemlerini çözemeden üst üste yığmış çok önemli bir devlette bu hız, hayatîdir. Bir günlük gecikme, iki milyar dolara patlayabilir.
Hemen her yasa için Anayasa Mahkemesi''ne başvurulması ise, bu kurumu, Meclis''in çıkardığı yasaların onay makamı, -az mübalağa ile söylersek- hattâ üst yasama organı hâline getirdi. Bu durumun demokrasiye ve millî iradenin kayıtsız şartsız mercii olan Türkiye Büyük Millet Meclisi''nin üstün yetkisine aykırı olduğunu görmeyen politikacı, aymazlık içindedir. En yüksek iki yargı organımızın başkanlarının vurgulayarak ve ısrarla söyledikleri gibi, ikisi de ihtilâl ve darbe mahsulü 1961 ve 1982 Anayasalarından, bu anayasaların milletin haklarını kıskanan ve kısıtlayan zihniyetinden, kurtulmak lâzım.

