Dinle
Kaydet
Türkiye Gazetesi
Boğazımıza dayanan bıçak
0:00 0:00
1x
a- | +A

Batı, Ukrayna’yı NATO’ya almaya kalkınca, Rusya lideri Putin “Bu, bizi kuşatıp, boğazımıza bıçak dayamak demek. Buna izin veremeyiz” demişti.

Nitekim akabinde Ukrayna’nın doğusunu Dinyeper Nehri’ne kadar işgal etti, kendi savunma hattını oluşturdu.

Aynısını bizde de Suriye’de yapmak istediler.

***

2015’ten bu tarafa, güney sınırımız boyunca kurulmak istenen terör devleti, Türkiye’nin boğazına dayanmış bıçaktı.

Eski Savunma Bakanı’mız Hulusi Akar, işin ciddiyetini “Irak’tan başlayıp, Suriye üzerinden Akdeniz’e ulaşan herhangi bir koridor, terör koridoru hayal edenler varsa bilsinler ki buna müsaade etmeyeceğiz. Bunun yapılmasının imkân ve ihtimali yok. Gerekirse ölürüz, ama izin vermeyiz” sözleriyle anlatmıştı.

Aradan 10 sene geçti…

Devlet buna müsaade etti mi?

Etmedi.

Hem de karşısında ABD, Rusya, İran gibi ülkeler doğrudan varken…

15 Temmuz işgal girişiminde ABD gemileri Akdeniz açıklarında demirlemiş, PKK/YPG ile DEAŞ teröristleri sınıra yığınak yapmış, işgal emrini bekliyordu.

Üstelik FETÖ’cü hainler de askerimizi sınır hattından geri çekmiş, fiilî işgale zemin hazırlamıştı.

Buna rağmen yapabildiler mi?

Yapamadılar.

***

“YPG Fırat’ın batısına geçecek, siz de mal mal izleyeceksiniz” diyen eski HDP Eş Başkanı Selahattin Demirtaş, yıllardır “N’olur beni salın!” diye yalvarıyor.

Onun gibi meydan okuyup aynı kaderi paylaşan ekürisi Figen Yüksekdağ’ın artık sesi bile duyulmuyor.

2020 Şubat’ında İdlib’de Mehmetçiğimize saldırıp 33 askerimizi şehit eden Esad-İran-Rusya ittifakı bedelini misliyle ödedi, bizi durdurmak için Esad yalım yalım yalvardı.

İşte böyle çetin imtihanlardan geçerek geldik bugünlere.

Kendi halkına yarım asırdan fazla zulmeden, defalarca toplu kıyıma girişen kalleş Esad rejimi artık yok sınırımızda…

Sadece Türkiye değil, bütün Suriye ondan kurtuldu.

Mezhepçi katliamcı İran da defolup gitti Suriye’den; ara ara rejim artıklarıyla yeni yönetimi devirmeye teşebbüs etseler de, her defasında sonuç hüsran onlar için.

DEAŞ zaten figüran oyuncuydu, sıkıştıkça sahneye çıksalar da artık tiyatrolarını kimse yemiyor.

Geriye en büyük bela olarak PKK-YPG teröristleri kaldı, onlar da İsrail’e güvenip kendilerini feshetmemeye direniyor ama nereye kadar!

SDG diye bir çatı kurup, Arap aşiretlerini de içine katarak güya kapsamlarını ve sayılarını genişletiyorlardı; azıcık zoru gösterince ne olduğunu gördük.

Gün değil, saatler içerisinde pıllarını pırtılarını toplayıp Fırat’ın doğusuna kaçtılar…

Ama orada da onlara aman yok!

***

Yıl sonuna kadar verilen sürenin dolmasıyla birlikte, Halep’ten başlayıp, Fırat’ın batısındaki Deyr Hafir ve Meskene’yi de temizleyen Suriye ordusu, şimdi Rakka’yı kuşattı.

Dışişleri Bakanı’mız Hakan Fidan’ın dediği gibi; bunlar sadece güçten anlar… Laftan anlamadılar, artık yapılması gereken yapılıyor.

Türkiye dostu Şara yönetimi, PKK-YPG’yi sadece sahadan temizlemekle kalmıyor, siyasi argümanlarını da ellerinden alıyor.

Yıllardır Kürt milliyetçiliğini istismar eden terör örgütünün zulmü altında inim inim inleyen ve operasyon sırasında teröristlerin canlı kalkan yapmaya kalktığı Kürt sivillerin sadece hayatları kurtarılmadı…

Suriye’nin geçici Devlet Başkanı Şara, Suriye’deki Kürt halkının haklarını anayasal güvence altına alan ve Kürt kimliğini Suriye ulusal kimliğinin asli bir parçası olarak tanıyan kararnameyi de imzaladı.

Bunu, on yıllarca terör örgütünü besleyip büyüten Esad rejimi yapmamıştı.

Yeni Suriye yönetiminin kararı, terör örgütünün en büyük istismar konusunu da elinden aldı.

***

Görüldüğü üzere Suriye’de istikamet, ülkenin güvenliğini ve refahını sağlamaya yönelik…

Bu, Türkiye’nin de emniyeti ve huzuru demek.

10 sene evvel sınırımızda DEAŞ’ı bahane edip, boğazımıza bıçak dayayan eli kırmakla kalmadık…

Yeni yönetime verdiğimiz destekle Suriyeli Kürt kardeşlerimizin hem İsrail’in maşası teröristlerin elinden kurtulması, hem de ilk defa eşit vatandaşlık güvencesiyle bundan sonra rahat ve huzur içinde yaşamasının öncüsü olduk.

Tıpkı ‘Çözüm Süreci’nin ardından Türkiye’de kendi Kürt vatandaşlarımızı teröristlerin tahakkümünden kurtardığımız gibi…

***

Biz, “Terörsüz Türkiye, Terörsüz Bölge” süreci başlar başlamaz bu işin buraya varacağını biliyorduk da, kafamızda soru işareti oluşturan iki konu vardı;

Birincisi; Sayın Devlet Bahçeli’nin öncülüğündeki sürece katılan DEM’in, İmralı’nın açık çağrısına rağmen terör örgütüne silah bıraktırmaktaki samimiyeti…

İkincisi; Terörsüz Türkiye süreci başlar başlamaz sahte milliyetçilik postuna bürünen CHP ve destekçisi medyanın, aslına rücu edip etmeyeceği…

O merakımızı da giderdik ve hiç şaşırmadık.

CHP Genel Başkanı Özgür Özel, terör örgütüne tanınan süre dolup Halep operasyonu başlayınca, teröristlerle oturulup konuşulması gerektiğini söyledi açık açık.

Benzer cümleleri Terörsüz Türkiye sürecini istismar etmeye kalkışan DEM’den de işittik.

Sürecin bitimini göremeden hayatını kaybeden Sırrı Süreyya Önder, İmralı görüşmesinden sonra yaptığı açıklamada “Öcalan’ın fesih çağrısı SDG’yi de kapsıyor” dediği hâlde, DEM Eş Başkanı Tuncay Bakırhan bugün aksini iddia etmekte.

CHP-DEM yine birlik oldu, silah bırakma çağrısına uymayan, Suriye ordusuna entegrasyon sözünü tutmayan kanlı terör örgütünü himaye etmekte.

Yani, istiyorlar ki boğazımıza dayanan bıçak orada dursun.

Üstelik, teröristlerden kurtarılan bölgelerde Suriyeli Kürtler de bayram sevinci yaşarken.

Haydi DEM’i anlarız da…

CHP’nin, bunca yıl Suriye’de bizi tehdit edenlerle iş birliği yapması normal mi?

Buna sadece ‘politik menfaat’ denilip geçilebilir mi?

Yücel Koç'un önceki yazıları...

ÖNE ÇIKANLAR